Articles by "Nostalji"

2015 8 ball pool 8x ac3 desteği ac3 desteklenmiyor adblock plus alarm modu android android cihaz kaldırma android marketten cihaz kaldırma ankastre Anti-virüs arıza bulma giderme arıza kaydı arkaplan değiştirme Asus Netbook Aşçılık atari atari oyunları atatürk avermedia tv avertv bardak bilardo bilardo oyunu bilgi kurtarma programı bir iç hata oluştu bir karafatmanın günlüğü birim etiketi Blocks teması Blocks2 teması blog yazarlığı bu resim duvar kağıdı olarak ayarlanamaz Bu ses biçimi (AC3) desteklenmiyor. Lütfen özel çözücü deneyin bugmenot casio casio cmd casio cmd 40 tv kodları casio cmd-40 casio cmd-40 kullanma kılavuzu casio cmd-40 türkçe kullanma kılavuzu ccleaner ccleaner download ccleaner türkçe cd/dvd cins köpek fiyatları cins köpekler kaç para clamav cmd 40 combofix default avatar defraggler deri kol saati disk birleştiricisi disk defrag dizi takip dizi takip android dizi takip android uygulamaları dizi takip etme sitesi dizi takip siteleri dizi takip uygulamaları dizin adı dosya adı dosya silme hatası dosyaları kurtarma downthemall duolingo duolingo android dvd yazıcı elit hizmet fatih bayhan Featured fikriye hanım firefox eklentileri firefox için eklentiler Firewall flashblock flashgot free dos free dos laptop free dos nedir full house fuller house function theme gezgin gezi gezi blogu ghostery gmail notifier GNU/Linux gogear google play store cihaz silme greasemonkey Güvenlik hafıza kartı disk korumasını kaldırma hafıza kartı disk yazma koruma hatası hafıza kartı disk yazmaya karşı korumalı nasıl kaldırılır harici harici dvd writer harici dvd yazıcı hediye hesap makinası modu holiday hero holiday hero bölüm holiday hero bölümler holiday hero görev holiday hero görevleri hoparlör html dersi html dersleri html indir html kodları iç tesisat ikinciel indir indir ccleaner ingilizce İzlediklerim izmirli gezgin izmirli gezginler j-win jackie chan jbl jbl go jbl go bluetooth jbl go bluetooth hoparlör jbl go inceleme jbl go indirim jbl go media markt jbl go yorum jbl hoparlör jnes jnes 1.0.2 jnes download jnes emulator jnes emülatörü jnes indir jwin kablosuz mouse kaspersky kaspersky 2011 kaspersky internet security kaspersky kis kaspersky security kategori güncellenmedi kis Kişisel Kitap klasör silme hatası kol saati köpek almak köpek fiyatları köpek satın almak kronometre modu kurtarma programı kurtarma yazılımı languages latife hanım logitech m305 logitech mouse mini notebook mini speakers Mo dosyaları mobil oyun mobil oyunlar modem mp3 player mustafa kemal atatürk mx player nasıl değiştirilir nes oyunları netbook Nostalji öğrenme modu özçekim özçekim çubuğu özel çözücü özgür toplum özgür yazılım pcnet pcnet dergisi philips Philips Gogear Vibe 4gb Mp3/Mp4 Player Po dosyaları Poedit Programlama recuva recuva indir recuva türkçe richard m. stallman s-602 saat ve tarihi ayarlamak saat-tarih modu salih bozok samsung samsung galaxy samsung galaxy tab 3 lite samsung galaxy tab 3 lite t113 score hero score hero bölüm score hero bölüm hilesi score hero bölümler score hero görev score hero görevleri score hero hile se-s084c searchstatus selfie selfie çubuğu seriesguide silinen dosyaları kurtarmak sm-t113 sonic ball speakers sony sony vaio sony vaio fiyatı sony vaio fiyatları Sorun & Çözüm Sosyal Medya sözdizimi splitter süresi sınırlı etkinlik swift swift teması swift theme t113 tab 3 tab 3 lite tab 3 lite t113 teknik özellikler Teknoloji temizlik termos bardak trakt trakttv türk telekom türkçe jnes emülatörü tv kartı tv kartı fiyatı usb mouse usb tv kartı uygulama içi satın alma uzaktan kumanda fonksiyonlarının kullanımı üretici firma kodu ürün inceleme ürün tanıtımı Ürün Tanıtımları vaio vaio p serisi varsayılan resim veda filmi vibe Vista volargo VPCP11S1E/B windows windows 7 windows 7 starter windows xp wireless mouse wizz rss news reader lite Wordpress XP Yazılım yeni yıl yeniyıl yılbaşı zülfü livaneli
Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sizlere daha önceki bir yazımda Ansiklopedya imzalı Bilgisayar Tarihi Ansiklopedisi - Teknolojinin 40 Yılı CD'sinden detaylıca bahsetmiş ve nostaljik bir yolculuğa çıkmıştık. Geçmişte internet ortamında defalarca karşıma çıkan ancak kırık linkler nedeniyle bir türlü erişemediğim bu özel CD'ye, şans eseri bir satış platformunda denk gelmiş ve arşiv merakımın da etkisiyle hemen koleksiyonuma katmıştım.

İnternetin henüz bugünkü kadar hayatımızın merkezinde olmadığı, internetin emekleme dönemlerinde, ansiklopedik bilgiye ve zengin haritalara erişmenin en prestijli yolu bilgisayarlara takılan o parlak DVD kutularından geçtiği 2007 yılına yeniden dönüyoruz. Elimde bulunan orijinal broşür ve yazılım detaylarına dayanarak hazırladığım bu inceleme yazısında; yeni koleksiyonuma kattığım Türkiye 2007, Dünya 2007 ve Atlas 2007 setlerinin setlerinin bize sunduğu modülleri, dönemin eğitim sistemine olan etkilerini ve taşıdıkları nostaljik değeri genel hatlarıyla mercek altına alıyoruz.

Sistem Gereksinimleri:

  • İşletim Sistemi: Microsoft Windows 2000/XP
  • İşlemci: Pentium II ve üzeri
  • Bellek: 128MB RAM
  • Ekran Kartı: 32MB ve üzeri
  • Multimedya: DVD-ROM sürücü, Ses kartı
  • Yazılım: QuickTime

[update title="EuroSoft Nedir?" icon="info-circle"] EuroSoft, 2000'li yıllarda Türkiye’de eğitim, kültür, hobi ve interaktif oyun yazılımları geliştirmiş bir yerli yazılım firmasıdır. Şirket, özellikle çocuklar için BigSoft markası altında geliştirdiği dijital ansiklopedilerle ve tarihi/kültürel temalı bilgisayar oyunlarıyla tanınmıştır. [/update]

[update title="Ansiklopedya Nedir?" icon="info-circle"] Ansiklopedya, EuroSoft firmasının çocuklara yönelik yerli eğitim yazılımları ürettiği BigSoft markası çatısı altında çıkardığı interaktif bir dijital multimedya ansiklopedisidir. 2000'li yılların başında CD-ROM formatında piyasaya sürülen bu yazılım, dönemin ünlü dijital ansiklopedisi Microsoft Encarta'nın yerli ve Türkçe bir alternatifi olarak tasarlanmıştır.

Ansiklopedya; internetin henüz her evde yaygın veya hızlı olmadığı, ödevler için meydan meydan ansiklopedi sayfaları karıştırılan bir dönemde, Türk öğrencilerin bilgisayar başında araştırma yapmasını sağlayan en popüler yerli dijital kütüphanelerden biriydi. [/update]

➡️ 1. TÜRKİYE 2007: Ansiklopedik Bilgi Kaynağı

Orijinal ürün tanıtım belgelerine göre, Türkiye 2007 yazılım seti sıradan bir yazılım olmanın ötesinde, ülkemizin dijital ortamdaki en köklü ve millî bilgi bankalarından biri olarak tasarlanmıştı. Tamamen yerli bir vizyonla üretilen bu set, şu benzersiz modüllerden oluşuyordu:

  • Kütüphane: Bu set tek bir kitap değil, adeta dev bir dijital kütüphaneydi. İçerisinde ülkemizin sık değişen bilgilerinden oluşan bir Almanak, coğrafi yapıyı gösteren bir Atlas, insanimizi ve kültürümüzü yansıtan bir Fotoğraf Albümü, bütün bölgelerin kültürel birikimlerini bir araya getiren bir Dijital Koleksiyon ve uzaydan çekilmiş uydu haritalarını barındıran bir Araştırma modülü barındırıyordu. Kısacası tek bir kutuda koca bir kitaplık satın alınıyordu.
  • Ekonomik: Binlerce sayfadan oluşan bu devasa seti basılı bir kitap olarak basmak pratik olarak imkansızdı. Türkiye 2007, dijital teknolojinin sağladığı maliyet avantajını sonuna kadar kullanarak binlerce sayfalık içeriği son derece ekonomik bir paket halinde evlere sunuyordu.
  • Güncel Kaynak: Ülkemizin sık değişen verileri göz önüne alınarak, 2007 yılının en güncel coğrafi, siyasi, ekonomik ve toplumsal verileri titizlikle bu sete işlenmişti. Tüm bölgeler en taze halleriyle bilgisayar ekranındaydı.
  • Yeni Müfredat Uyumu: 2006 yılında okullarda uygulanmaya başlanan yeni ilköğretim ve ortaöğretim ders programlarına (müfredatına) tam uyumluydu. Öğrencileri ezberciliğe değil; araştırmaya, keşfetmeye ve proje üretmeye yönlendiren bir yapıya sahipti.
  • Yerel ve Millî: Batı menşeili kaynakların ülkemizi taraflı ya da eksik anlatmasının önüne geçmek amacıyla üretilmişti. Yurdumuzun tarihini ve coğrafyasını, dışarıdan ithal çeviri kitaplarla değil, kendi insanımızın kalemiyle ve uluslararası standartlarda anlatma gururunu taşıyıyordu.
  • Özgün, Türkçe ve Sesli: Yazılımın tamamı özgün Türkçe metinlerden oluşuyor ve profesyonel seslendirmelerle destekleniyordu. Özgün arayüz tasarımları, Türkiye'ye has dekorlar ve nadide görsellerle estetik açıdan zenginleştirilmişti.

"Yurdumuzu keşfe çıkmaya hazır mısınız?"


Bilgisayar Tarihi Ansiklopedisi - Teknolojinin 40 Yılı CD'sinin içinde Türkiye 2007 DEMO dosyası vardı. Demoyu gördükten sonra bu 3 setten haberim oldu.


➡️ 2. DÜNYA 2007: Ansiklopedik Bilgi Kaynağı

Gezegenimizi evlerimize konuk eden Dünya 2007 seti, küreselleşen dünyanın dijital bir izdüşümü gibiydi. Bilgisayar kuşağı çocukların dünyayı tanıma biçimini kökten değiştiren bu yazılım, kendi içinde şu güçlü sütunlara ayrılıyordu:

  • Zengin Kütüphane: Dünya ülkelerinin ve kıtalarının sınırlarını içeren interaktif bir Atlas, küresel verileri barındıran kapsamlı bir Almanak, dünya halklarının doğal yaşamını ve kültürünü yansıtan Fotoğraf Albümü ile ülkelerin bayraklarını ve para birimlerini içeren zengin bir koleksiyona sahipti.
  • Audio CD & Multimedya: Bütün ülkelerin milli marşlarını bir arada bulunduran özel bir ses arşivi sunuyordu. Ayrıca Avrupa Birliği gibi küresel ve bölgesel örgütlenmeler hakkında geniş bir Araştırma ve Bülten modülünü barındırıyordu.
  • Yüksek İçerik Derinliği: Kıtalar ve ülkeler çok ayrıntılı bir şekilde analiz edilmişti. Her ülkenin konumu, siyasi-toplumsal tarihi, üç boyutlu fiziksel haritaları, uydu görüntüleri ve o ülkeye ait günlük yaşamdan kesitler sunan video filmleri tek bir çatı altındaydı.
  • Tam Güncellik: Dünya üzerindeki dinamik ve sürekli değişen sınırlar, bayraklar, ülke isimleri, yönetim kadroları, nüfus verileri ve ekonomik göstergeler 2007 yılının en güncel verileriyle sisteme dahil edilmişti.
  • Keşif Gemisi Estetiği: Bilgisayar çağında büyüyen çocukların seveceği, merak duygusunu tetikleyen modern bir görsel estetikle inşa edilmişti. Sadece bir başvuru kaynağı değil, boş zamanları değerlendiren interaktif bir oyun gibiydi.
  • Özgün ve Türkçe: Uluslararası standartlardaki bu devasa küresel içerik, tamamen Türkçe dil desteği ve özgün bir arayüz tasarımıyla yerelleştirilmişti. Asya, Amerika ve hatta Antarktika modülleriyle tam bir görsel şölendi.

"Dünyayı keşfe çıkmaya hazır mısınız?"


➡️ 3. ATLAS 2007: Elektronik Coğrafya Devrimi

Serinin coğrafi omurgasını oluşturan Atlas 2007, coğrafya ve haritacılık bilimini statik kitap sayfalarından kurtarıp dinamik piksellere dönüştüren amiral gemisi yazılımdı. Ürünün teknik kapasitesi şu modüllerle öne çıkıyordu:

  • Bütünleşik Kütüphane: Dünyamızı, ülkemizi, bölgelerimizi ve illerimizi tek bir dijital harita kütüphanesinde birleştiriyordu. İçeriğindeki Elektronik Almanak; yüzlerce yıllık antik haritalardan, günümüz kent kültürlerine ve uzaydan çekilmiş meteorolojik bulut/uydu fotoğraflarına (Fotoğraf Albümü) kadar uzanan dev bir arşivi bir arada sunuyordu.
  • Detaylı Coğrafi İçerik: Çok ayrıntılı elektronik haritaların yanı sıra, bölgelerin konumunu, yüzey şekillerini, iklim ve bitki örtüsünü inceliyordu. Dünyanın ve ülkemizin birçok noktasının uydu görüntülerini içerirken, yüzlerce yıllık antik kentlerin yerleşim haritalarını da kapsayacak kadar derinleşiyordu.
  • %100 Dijital Dönüşüm: Son on yıla ait yazı, fotoğraf, film, harita ve ses gibi farklı formatlardaki tüm verilerin tamamen sayısallaştırılmasıyla (dijitalleştirilmesiyle) elde edilmişti. Bu sayede aranan bilgiye anında ulaşım (indeksleme) imkanı sunuyordu.
  • Maksimum Ekonomi: Binlerce sayfadan ve yüzlerce haritadan oluşan böylesi devasa bir külliyatı basılı matbu olarak edinmek çok yüksek maliyetler gerektirirken, Atlas 2007 dijital teknolojinin gücüyle bu zenginliği son derece erişilebilir bir bütçeyle sunuyordu.

"Dünyamızı ve yurdumuzu keşfe çıkmaya hazır mısınız?"


➡️ 4. BONUS: Dijital Okul Atlası

➡️ Arşivci Gözüyle: 2007'den Bugüne Kalan Miras

Bugün internet tarayıcılarımızda saniyeler içinde kaybolduğumuz bilgi dünyasının temelleri, o dönem bu optik medyalarda atılıyordu. CD-ROM ve DVD sürücülerinin harıl harıl çalışarak ekrana getirdiği o özgün arayüzler, harita geçişlerindeki ikonik ses efektleri ve millî marşlar odası, dijital hafızamızın en güzel köşesinde yer alıyor. Eğer sizin de bir yerlerde bu fiziksel DVD setleri hâlâ duruyorsa, onlara sadece eski birer plastik disk gözüyle bakmak yerine, hepimizin dijital dönüşüm yolculuğundan geriye kalan keyifli birer anı olarak yaklaşmak sanırım en güzeli.

İnternette yıllar önce denk geldiğim ve içeriğini merak ettiğim, ancak indirme linklerinin hiçbiri çalışmadığı için inceleme fırsatı bulamadığım Bilgisayar Tarihi Ansiklopedisi CD’sinin şans eseri satışa çıktığını gördüm. Bu tarz arşiv niteliğindeki içeriklere olan ilgimden dolayı hiç düşünmeden satın aldım.

Satın aldığım Bilgisayar Tarihi Ansiklopedisi CD’si, CHIP dergisinin Haziran/2007 sayısında verilmiş. Dergide, CD ve içeriğiyle ile ilgili detaylı bir yazı hazırlanmamış. 

Ansiklopediyi görüntüleyebilmek için eski dönemlerin vazgeçilmez yazılımlarından biri olan QuickTime kurulumu gerekiyor. Kurulumu yaptıktan sonra içerik sorunsuz bir şekilde açılıyor. Ansiklopedi penceresi sabit olduğu ve değiştirilemediği için 2K ekranda biraz küçük kalıyor.

[update title="Ansiklopedya Nedir?" icon="info-circle"] Ansiklopedya, EuroSoft firmasının çocuklara yönelik yerli eğitim yazılımları ürettiği BigSoft markası çatısı altında çıkardığı interaktif bir dijital multimedya ansiklopedisidir. 2000'li yılların başında CD-ROM formatında piyasaya sürülen bu yazılım, dönemin ünlü dijital ansiklopedisi Microsoft Encarta'nın yerli ve Türkçe bir alternatifi olarak tasarlanmıştır.

Ansiklopedya; internetin henüz her evde yaygın veya hızlı olmadığı, ödevler için meydan meydan ansiklopedi sayfaları karıştırılan bir dönemde, Türk öğrencilerin bilgisayar başında araştırma yapmasını sağlayan en popüler yerli dijital kütüphanelerden biriydi. [/update]

➡️ İçerik Yapısı Nasıl?

Ansiklopedi, bilgisayar teknolojisinin 1968’den 2007’ye kadar olan sürecini kapsıyor. Ancak klasik bir ansiklopedi gibi uzun uzun anlatımlar yerine, her yılı kısa ve öz başlıklar halinde ele almış.

Örneğin 1968 yılı:

  • Intel kuruldu
  • İlk bilgisayar faresi geliştirildi
  • UNIVAC ile ilgili gelişmeler

Her yıl için benzer şekilde birkaç tane önemli olay seçilmiş ve her biri kısa bir paragraf ile açıklanmış. Yani içerik çok derin teknik detaylara girmiyor, daha çok genel bir tarih akışı sunuyor.

Bu ansiklopedi aslında bir nevi “teknoloji zaman çizelgesi” gibi çalışıyor. Uzun uzun okumalar yerine, yıllara göre hızlıca gezip o dönemde neler olduğunu görmek mümkün.

    ➡️ Deneyim: Eski Yazılımlar, Eski Hisler

    CD’yi kurcalarken en çok hoşuma giden şeylerden biri de verdiği nostalji hissi oldu. Bir yazılımı çalıştırmak için ekstra codec kurmak, uyumlulukla uğraşmak… Bunlar bir dönem bilgisayar kullanımının doğal parçalarıydı.

    Özellikle QuickTime gereksinimi bile tek başına 2000’lerin başına götürüyor.

    Arayüz tasarımı da oldukça eski tarz. Modern uygulamalardaki minimal tasarım anlayışından çok uzak, daha çok multimedya CD dönemine özgü bir yapı var.

    Bu ansiklopedi çok detaylı teknik bilgi arayanlar için hazırlanmış bir kaynak değil. Bunun yerine, genel kültür, teknoloji tarihi merakı ve nostaljik deneyim sunmayı hedefliyor.

    Yani bir konuyu derinlemesine öğrenmek için değil, “Bu yıl ne olmuştu?” diye hızlıca göz atmak için ideal.

    Açıkçası bu CD’yi sadece bir bilgi kaynağı olarak değil, aynı zamanda bir nostalji ürünü olarak görüyorum. 

    Programları CD’den kurduğumuz, multimedya ansiklopediler kullandığımız ve internete bu kadar bağımlı olmadığımız dönemlerin güzel bir hatırlatıcısı gibi.

    Bilgisayar Tarihi Ansiklopedisi CD’si, derin teknik analizler sunmasa da, teknoloji dünyasının 40 yıllık gelişimini sade ve akıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

    Her ne kadar yazının başlığı farklı olsa da sanırım bu yazıya Hangi Futbol Takımını Tutuyorum? sorusuyla başlamak en doğrusu olacak.

    İlkokul 1. sınıftaki öğretmenim Beşiktaş’ı tutuyor diye ben de Beşiktaş’ı tutuyordum. Çocuğuz sonuçta. Anlamıyoruz neyin ne olduğunu. 😀 Yani Beşiktaş ile olan ilişkim sadece bu kadarla kaldı.

    Ardından annem tutuyor diye Fenerbahçe’yi tutmaya başladım. Fakat hiçbir zaman öyle maç izlemeyi seven veya fanatik bir şekilde takip eden biri olmadım. Biri “Hangi takımlısın?” diye sorduğunda “Fenerbahçe” diyordum.

    O zamanlar Fenerbahçe’nin yukarıdaki resimde gördüğünüz paraları elime geçti. İsminden de anlayabileceğiniz gibi Shell’den alabiliyordunuz.

    Paraların üstündeki kişiler: Tayfun Korkut, Augustine Okocha ve Elvır Boliç

    Neden bilmiyorum ama Fenerbahçe’li olduğum dönemde Elvır Boliç’i severdim sanırım. En azından en çok aklımda yer eden o olmuş. 🙂

    Bu paralar, yıllarca diğer koleksiyon yaptığımız eski paraların içinde duruyordu ve çok fazla paslanmışlar. Birkaç işlem uygulayarak olabildiğince paslarını çözmeye çalıştım. Anca resimdeki kadar çıkarabildim. (Pas çıkarma yöntemleriniz varsa yorum olarak yazarsanız sevinirim.)

    Şimdi yazının başındaki soruya gelelim. Zaten takip etmediğim ve izlemediğim bir şeyden bahsettiğimiz için takım tutmanın bir anlamı yok. Soranlara da “Takım tutmuyorum.” diyorum. Özellikle bir ara televizyonlarda, fanatikliğin dozunu kaçıranları gördükten sonra daha da soğudum futboldan. Futbol ile alakam sadece zamanında bilgisayarda oynadığım FIFA’dan ibaret.

    Eğer takım tutuyor olsaydım hangi takımı tutardım? Büyük ihtimalle BEŞİKTAŞ olurdu. ÇARŞI’sıyla ve renkleriyle tutmaya değer bir takım olduğunu düşünüyorum.

    Not: Resimde paralar çok kalitesiz gibi çıkmış. Kullandığımız Türk liralarının kalitesinden pek bir farkı yok.

    Aranızda Siemens SX1‘i kullananlar varmıydı bilemiyorum ama bir dönem bu telefonu elimden düşürmüyordum. Yaşar Üniversitesi’nde Bilgisayar Programcılığı’na başladığım ilk yıl, hazırlık sınıfı o zamanlar Alsancak tarafındaki binadaydı. Hazırlıktayken sürekli MSN’e girmek için kullanıyordum. Hatta o zamanlar arkadaşlara MSN’e girdiğimi gösterdiğimde şaşırıyorlardı. O yıllarda MSN’de yabancılarla az sohbet etmedim. 😀 Neyse konumuza dönelim.

    Telefonu ilk gördüğümde “Bu telefon benim olmalı.” demiştim. Resimde gördüğünüz gibi tasarım olarak oldukça kalın ve kaba duruyor. Fakat tasarımı benim çok hoşuma gitmişti. Kalınlığını saymazsak hala da tasarımını beğenirim. O zamanlar telefonu görenler “Tuşların yerleri yazı yazarken sorun olmuyor mu?” diye soruyorlardı. Benim için sorun oluşturmamıştı. Kısa sürede alışmıştım. Symbian’ın popüler olduğu dönemlerdi.

    Siemens’in bu SX1 modeli çıktıktan bir süre sonra üretimi durduruldu diye hatırlıyorum. Çünkü bu model çoğunlukla tuşlarla ilgili sorun olduğu için teknik servise çok sık gönderildiğini hatırlıyorum. Aynı şekilde ben de en son telefonu, tuşlarındaki sorundan dolayı teknik servise göndermiştim. Geldiğinde de aynı sorun devam ediyordu. Telefondaki pili bitik olduğu için telefonu açabilme şansım olmadı. O zamandan bu yana telefonu atmak gelmedi içimden. Hatıra olarak saklıyorum.

    Bu arada elinizde kalmış ve çalışan Siemens SX1 pili varsa gönderin. Telefon açılırsa videosunu çekip paylaşırım. 🙂

    Sizlere bir önceki yazımda IRC’de yaşadıklarımdan bahsetmiştim. O yazıda geçen konuşmalardan sonra ilk yaptığım web sitesini arşivden buldum ve paylaşmaya karar verdim.

    Uyarımı şimdiden yapayım. Göreceğiniz sayfa tamamen gerçektir. Ekranlarınızda herhangi bir problem yoktur. Lütfen ekranlarınızın ayarıyla oynamayın. 😀

    Sitedeki bir iki sayfada resim bulunmuyor. O zamanlar sohbet ettiğim kişilerin de resimlerini eklediğim bir sayfa vardı. Resimleri bulamadım. Onun dışında göreceğiniz gibi oldukça amatör, oradan buradan bulunan ve o zamanlar ilgi çektiğini düşündüğüm şeyleri ekleyip, bunu yaparken de araklama yöntemine sıklıkla başvurularak oluşturulmuş bir site. 😀

    IRC demek benim için internete atılan ilk adım demek. Bir internet kafeye gidilir ve kulaktan dolma bilgilerle kafe sahibine sörf yapmak istenildiği söylenir. Alınan cevapla sörf yapmanın, internette gezinmek demek olduğu öğrenilir.

    IRC açılır ve sohbet etmeye başlanılır. İki veya üçüncü yazıda ASL? Sorusuyla karşılaşılır. IRC dilinin verdiği bilgisizlikle kafe sahibi çağırılır ve anlamı öğrenilir. Burada İngilizce kelimelerin baş harflerinin birleştirilmesiyle kısaca yaşın, cinsiyetin ve nereli olduğun sorusuna yanıt aranır.

    Verilen cevap da örneğin 20m Turkey gibi bir yanıttır. Ben o zamanlar genelde yabancılarla konuştuğum için Turkey yazıyordum. Buradaki M harfi de Male yani erkek demek. Bayanlar Female’in F harfini kullanıyordu.

    Bütün bu sohbeti yapmak için de MIRC programını kullanıyorduk. Zurna‘da yanlış hatırlamıyorsam axi ve ata kanallarında dolanırdım.

    Genelde insanlar bir kanal belirler ve oralarda takılırlardı. Sürekli konuştuğunuz kişiler bile olurdu. Artık abi kardeş konumuna dönüşürdü olay. Neredeyse akraba olacak kadar yakın olunurdu. İnsanlar birbirlerine dertlerinden bahsederdi. Ben de zamanında benden büyüklerin kafasını az şişirmedim. Hani bir gün olurda bu yazıyı okuyacak olurlarsa kendilerinden verdiğim rahatsızlıklardan ötürü özür dilerim.

    Bir süre yabancılarla sohbet ettikten sonra Türklerle (özellikle kızlarla) sohbet etmeye başlamıştım. Hatta bir keresinde aynı kızla iki kere tanışmıştım. İki kere nasıl tanışılır demeyin. Takma ismi kayıt ettirmezsen farklı isimlerle de giriş yapabiliyorsun. Neyse kız ikinci konuşmamızda seninle sohbet etmiştik demişti. 🙂

    O zamanlar ismim konusunda kendince dalga geçenler veya saçma sapan şeyler söyleyen de oluyordu. İsmimi sorduklarında “Polat” deyince “Ben de Memati” diyenler oluyordu. İnanmıyorlardı. 🙂

    Bir dönem sohbet olayının içine edenler olmuştu. Bayan takma ismiyle (nickiyle) kanallara girip sohbet etmeye çalışanlar oluyordu. Bunlar genelde kibar bir tabirle erkeklerden hoşlanan erkeklerdi. 🙂 Bu kişilerin sayısı artınca IRC ortamını bıraktım. O zamanlardan kalma bir alışkanlık olacak ki ne zaman bir bayan beni sosyal medyada takip etmeye başlasa bir an için aklıma “Acaba gerçekten bayan mı?” sorusu geliyor. IRC döneminden kalma bir alışkanlık ve güvensizlik diyelim.

    O dönemle ilgili anlatmadığım bir şey kaldı mı bilemiyorum. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Ne olursa olsun güzel günlerdi. O dönemi görebildiğim için mutluyum.

    IRC’yi bilen ve kullanmış olan sizler neler yaşadınız? Yazının altına yorumlarınızı bekliyorum.

    Buca Ortaokul’unda Çekilmiş Bir Resim

    Ortaokul ile ilgili hatırladığım anılarım çok fazla değil. Yaş ilerledikçe de anılar birer birer yok oluyor. İleride unutma ihtimaline karşı yaşadığım ve hatırladığım anılardan bazılarını blogumda anlatmaya karar verdim.

    Ortaokul yıllarında, apartmanda oturuyorduk. O zamanlar bir hayli kiloluydum. En azından şimdi resimlere bakınca öyleymişim diyorum. Şişman olmamın nedeni de sürekli evde oturup durmam yüzündendi. Hiç unutmuyorum. Ortaokulda öğlenci olduğum dönemde, okul harçlıklarımı okulda harcamak yerine sabah erkenden bakkala gidip, çokomilk ve ikram alırdım. Ayrıca bakkallardan birinde Texas, Tommiks gibi çizgi romanlar da satılırdı. Bir tane de çizgi roman alıp, aldığım abur cuburları sütle birlikte mideye indirirken bir yandan da çizgi roman okurdum.

    Bu alışkanlığımı her gün devam ettirirken, paralar suyunu çekmeye başlamıştı. O zamanlar evimize yakın olan Turan amcanın (Turhan da olabilir) bakkalından alışveriş yapıyorduk. Zaman zaman veresiye yazdırdığımız da olurdu. Veresiye alınan şeyleri de sigara kutularının iç kısımlarındaki beyaz alanlara yazıyorlardı.

    Dediğim gibi paralar suyunu çekmeye başlayınca, kurnazlık edip bizimkinden farklı bir yere kendi adımla borç yaptırdım. Bu borç 4 TL (4 milyon) olunca -ki bu 4 TL benim neredeyse bir haftalık harçlığım kadardı- Turan amcanın oğlu borcunu öde demeye başladı. İki üç kez daha söyledikten sonra “Eğer borcunu ödemezsen seni annene söylerim.” demişti. 🙂

    İster istemez biraz tırsmıştım. Ondan sonra, abur cubur almayı bırakıp, harçlıklarımı, borcumu ödemek için kullanmıştım. Tekrar abur cubur almaya devam ettim mi hatırlamıyorum. Fakat sanırım almayı bırakmıştım. En azından bir daha borç filan yaptırmadım…

    90’lar ve Unutamadıklarım yazısından sonra bu konuda yazmaya devam etme kararı aldım. Bu ikinci bölümde 90’lardaki bayramlardan bahseteceğim. Eminim okurken siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız. 90’lardaki bayramların keyfi bir başkaydı. Belki hemen aklınıza “90’larda sen küçük olduğun için sana güzel geliyordur.” gelebilir. Peki o zaman neden artık bayramlardan keyif alamaz oldum?. Bayramlarda sabah erkenden kalkıp en güzel ve yeni alınmış kıyafetlerimizi giyinirdik. O gün televizyonlarda en sık yayınlanan parça Barış Manço’nun Bugün Bayram şarkısı olurdu. Gösterilen klipte de Barış Manço’nun çizgi karakteri olurdu.

    O en güzel ve yeni kıyafetlerimizle akrabaların evlerini dolaşırdık. Ceplerimizi dolduruncaya kadar bayram şekeri toplardık. Ceplerimi bayram şekeriyle doldurduktan sonra eve uğrayıp şekerleri anneme verip tekrar şeker toplardım. Şekerleri anneme verirken de “Eve misafir geldiğinde annem misafirlere topladığım şekerleri versin.” diye düşünerek verirdim. Evde zaten şeker olurdu. Zaten şeker olmayan ev pek yoktu diye hatırlıyorum. Yine de çocuk aklı işte. Ya evdeki bayram şekerleri biterse diye düşündüm herhalde. 🙂 Hatta bir keresinde hatırlıyorum da bayramın son günü olmuş. Biz hala şeker toplamaya çalışıyoruz. Uğradığımız evlerden birinde kadın bizi resmen kovmuştu. Bayram bitti siz hala dolaşıyorsunuz gibisinden bir şeyler söylenip duruyordu.

    Bayramın güzel yanlarından birisi de bayram harçlığıydı tabii ki. Bayram harçlıklarını hangi çocuk sevmezdi ki?. Ben topladığım bayram harçlıklarını anneme verirdim. O zamanlar maddi durumumuz orta halli gibiydi diyebilirim sanırım. O zamanki resimlere bakınca bir çok çocuğa göre gayet şık giydiriyormuş annem beni. Annemle birlikte yaşıyordum ve hiçbir şeyin eksikliğini hissetmedim. Bana bunu hissettirmedi. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Anneme, bayram harçlıklarımı vermemin nedeni biraz olsun ona yardımcı olmaktı. Paranın sadece çok ufak bir kısmını alırdım ve bakkala gidip sakız alırdım. 🙂

    Bayramlardan keyif alamamaya başlama zamanım da akrabalarımın ve bizim oturduğumuz Limontepe’den ayrıldıktan sonra başladı. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler ya. Bizimkisi de o hesap oldu. Birlikte ev ziyaretlerine çıktığımız arkabalarımın çocukları, beni bekleyin dememe rağmen oraya gidinceye kadar evleri dolaşmış olurlardı. Yalnız dolaşmayı sevmediğim için bayram ziyaretleri benim için önemini yitirmişti.

    Hala her bayramda muhakkak Limontepe’ye giderim. Gitmemin tek nedeni de anneannemin ve Osman amca’nın elini öpmek. Onlar hayatta olmasa büyük ihtimalle Limontepe’ye de gitmem.

    Artık bayram ziyaretlerine gidesim bile gelmiyor. Zaman zaman tekrar çocuk olmak istiyor insan. İçimdeki çocuğu kaybetmek istemiyorum. Büyümüş ve olgunlaşmış bedenimin, içimdeki çocuğa bol gelmeye başladığını hissediyorum…

    Bu yazının üstüne aşağıda verdiğim Barış Manço’nun Dut Ağacı isimli parçasını dinlemenizi tavsiye ederim.

    Benim için 90’lardaki bayramlar böyledi. Peki sizin için nasıldı?.

    1- Herkesin geçmişinde unutamadığı güzel anıları vardır. Bana “Hayatındaki en mutlu ve güzel anların ne zamandı ?” diye sorsanız size vereceğim cevap 90’lar olurdu. Bu arada 85 doğumlu olduğumu da yeri gelmişken belirteyim. Doğma büyüme İzmir’liyim. İlkokul 4. sınıfa kadar Limontepe’de oturduk. 5. sınıfı, taşındığımız için başka yerde okudum. O yıllarda bir ilkokul öğretmeni, öğrencilerini 1. sınıftan 5. sınıfa kadar okuturdu. Muhtemelen hala öyledir. Benim ilkokulda her sene farklı öğretmenim oldu. Bu bir öğrenci için iyi mi kötü mü bilmiyorum ama halimden hiç şikayetçi değildim. Şimdi düşünüyorum da beş tane harika öğretmeni tanıma fırsatım oldu.

    2- Hazır ilkokuldan bahsetmişken 4. sınıftaki öğretmenim olan Yılmaz Kurtlak, sınıftan dört kişi seçmişti ve atölyesine götürmüştü. O dört kişiden biri de bendim. Diğer üç kişi de o zamanlar çok iyi anlaştığım kişilerdi. Öğretmenimizin atölyesinde menemen yapıp yemiştik. Tabii ki sadece menemen yemeğe gitmedik. Sınıfımız için üzerinde sınıfımızın adının yer aldığı bir şey yapmıştık. İsmini tam olarak hatırlamıyorum. O zamanlar sınıfların kapısının üzerinde her sınıfın adının olduğu bir yazı olurdu. Onu biz öğretmenimizin atölyesinde yapmıştık.

    3- İlkokul 4. sınıfa kadar kaldığım Limontepe’de en güzel günlerimi geçirdim. Çevremizde akrabaların evleri çok yakındı. Dolayısıyla her anımızı birlikte geçiriyorduk. Her çocuk küçüklüğünde muhakkak futbol oynamıştır. Benim futbola çok fazla ilgim yoktu. Ama birlikte maç yaptığımız zamanlar çok oldu. Maç yapmadığımız zamanlarda ben genelde kaleci oluyordum. Bir maçımızda da dayımın oğlu Veli ile onun kardeşi Cihan ve komşumuz Cihan Abi ile maç yapmıştık. Maçı kaybetmemize rağmen biz de kupa kaldırmıştık. Bu arada kupayı da kağıttan yapmıştık. 🙂 Yine bir maçımızı hiç unutmuyorum. Hayatımdaki ilk mahalle maçıydı sanırım. Vakit çok geç olmuştu ve eve geri dönmem gerekiyordu. Durum berabereydi. Kimse uzun süre gol atamamıştı. Dayımın üç kızı bizim için tezahürat yapıyordu. Son golü ben atmıştım ve maçı biz kazanmıştık. Şimdi sorsanız hangi takımı tutuyorsun diye, size takım tutmadığımı söylerim.

    4- Akrabalarım ve komşularımın çocuklarıyla klasik oyunları da çoğu kez oynadık. Bunlardan bazıları Saklambaç, yakalambaç, dokuz kiremit, ip atlama vs. Çivi ile oynadığımız oyun da vardı. Çiviyi toprağa saplayıp, sapladığın her noktayı bir önceki nokta ile birleştiriyorsun. Amaç da karşındaki kişiyi köşeye sıkıştırmak ve toprakta saplayacağı yer kalmamasını sağlamak.

    Kendi meşe/bilye/misket arşivim 

    5- Her çocuk gibi ben de bilyelerle oynadım. Hatta bir tane sarı bilyem vardı. Benim uğurlu bilyemdi. Bilyeleri yanyana dizdikten sonra hep istediğim köşedeki bilyeyi vuruyordum. O sarı bilyemi daha rahat tutabilmek için taşa sürterek eskitmiştim. O şekilde parmakların arasında daha rahat tutuluyordu. Bir de toprağa beş tane çukur kazıp bilyelerle çukurlara sokmaya çalıştığımız bir oyun vardı.

    6- Komşumuz Cihan Abi ile iskambil kağıtlarıyla oynadığımız oyunlar da unutamadıklarım arasında. Oynamadan önce Pamko almaya giderdim. Dört tane Pamko alırdım. Google’da sadece bir tane eski resim var Pamko ile ilgili. Birkaç ay önce yazlık evimizin oradaki markette Pamko görmüştüm. Sanırım Lezzet firması hala çıkartıyor ama her yerde denk gelinmiyor. İskambil oyunlarından birtanesinde Cihan Abi, Serdar Abi ve ben oynuyoruz. Ben bir türlü kazanamıyorum. Allah allah neden ben hiç kazanamıyorum diye düşünürken bir baktım ki ikisi birlikte anlaşmışlar ve birbirlerine terliğin arasından kart veriyorlar. 🙂

    7- 90’larda popüler oyunlardan birisi de Taso’ydu. Tasoları, dokuz kiremit oyunundaki gibi üst üste kapalı bir şekilde koyup, elimizdeki taso ile onları devirip ön yüzlerini üste getirip almaya çalışırdık. Hatta işi biraz daha ileriye götürüp elimizdeki iki tasonun arasına yapıştırıcı sürüp ikisini tek taso haline getirip, üst üste oluşturulan tasoların üstüne atardık.

    8- Ve sonra o geldi. Bilgisayardan ve Playstation’dan önce ortaya çıkan, bir o kadar müthiş bir o kadar da sokak oyunlarını bitiren alet ATARİ. Atari gerçekten çok eğlenceliydi. Oyunları da çok güzeldi. Benim en sevdiğim oyun da Captain Tsubasa’ydı. Hala da öyle. 🙂 Atari geldikten sonra sokakta oyun oynamak yerine atari oynamayı tercih eder olduk. Aslında kendi açımdan, ilişkilerin kopmaya başlaması da bu yüzden oldu diyebilirim.

    Şimdiki çocuklar, bilgisayar çocukları. Bilgisayar yüzünden çocukluklarını yaşayamadığını düşünüyorum. Bizim zamanımızda sokaklar bu kadar tehlikeli değildi. O zamandan bu yana her şey değişti. Bu değişimden aileler bile etkilendi. Artık anne-babalarda şöyle bir düşünce var. “Çocuğumuz sokağa çıkmasın, başına bir şey gelmesin. Evde bilgisayar oynasın daha iyi.” Artık birbirimize bile güvenimiz kalmadı. Günümüzde o sıcak aile bağlarını, komşularla olan iyi ilişkileri, arkadaşlıkları bulamadığımız için 70’lerdeki Türk filmlerini çok seviyoruz sanırım.

    Daha fazla uzatmadan ve sizi sıkmadan yazımı burada bitiriyorum. Normalde sitemde kendi hayatımdan çok fazla bahsetmezdim. Bir istisna yapmaya karar verdim ve bu yazıyı yazdım. Buraya kadar sabredip okuduğunuz için teşekkürler.

    Mahalle maçları'nın kurallarıyla ilgili yazıya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Okumayanlar varsa yazının ilk bölümünü Mahalle Maçlarının Eşsiz Kuralları – 1 sayfasından okuyabilirler.

    AT BAKİİM ABİNİN KILLI GÖĞSÜNE: Ya ne iğrenç bişiydi bu. Sen takımını kurmuşsun, paşa paşa maçını yapıyosun. Muhtemelen yaşça ve boyutça senden büyük olan eleman damlar, bu gereksiz cümleyi sarf ederek maça dahil olur, tadımızı tuzumuzu kaçırır.

    GOL DİİL OĞLUM BEL ÜSTÜ: Minyatür kale maçlarda elle tutulmasına engel olunmak için getirilmiş bir çözümdür ancak bel üstü gibi kişiden kişiye değişen ve ispatı zor bir kriter getirdiği için nice kavgaların çıkmasına, nice başların yarılmasına sebep olmuştur.

    İyi güzel de bütün bu kavramlar kitabı olmadan, televizyon olmadan nasıl herkes tarafından bilinebiliniyor? Ben diyorum ki gizli bir örgüt var, her mahalleye bir adam gönderiyo bilmem kimin amca oğlu olarak bilmem kim de örgütten. Sonra mesela hem gol hem penaltı olunca ağızlara kolayca yerleşecek “giren gole penaltı olmaz” cümlesini söylüyor, pozisyon geçiyor, çocuk evine dönüyor ama ifade baki.

    Oynayacak kişi sayısının tek olması ve kimsenin oyundan çıkarılarak kalbinin kırılmak istenmemesi durumu söz konusu olur sıkça. Bu durumda futbol kariyeri en berbat durumda olan fasulyeden tabiri ile adlandırılarak birinci devre bir takımdan ikinci devre bir takımdan oynatılarak ufacık yüreklere ve beyinlere adaleti yerine getirmiş olma duygusu zerk edilir. Akşam herkes eve gidip yattığında da hep o günkü maçı, varsa attığı golleri, kaçırdıklarını, bir sonraki maçlarda yapmayı planladığı hareketleri hayalleşerek uykuya dalar. Bu planlanan ama becerilemeyen hareketlere girmiyorum. Ben mahalle maçı kurallarının nasıl bilindiği sorusuna ise kalıtsal diyorum.

    Bazen küçükler kendi aralarında oynarken eli torbalı bir iş dönüşü adamı maça dalıp topu küçüklerin ayağından alır ve aptal aptal şeyler yapmaya başlar. Eğer adam yetenekliyse bir iki numara yapıp çocukların aklını alır. En sonunda topa hızlıca vurur. Çocuklar topu yakalayamaz ve top uzağa gider. Eli torbalı iş dönüşü adamı yaptığı ufak hareketten mutlu bir halde evinin yolunu tutarken çocukların “hay ., top ta ..gitti, kim alcek lan topu?” dedikleri duyulur.

    ELDEN GOL OLMAZ: Paşa paşa oynuyoruzdur, adamın tekinin eline çarpar top, biz dikeriz topu, hemen bir mahalle maçı oyun kuralları uzmanı pörtler oradan bir yerden ve der ki “Elden gol olmaz.”! Ulan niye olmasın hasta mısın sen? El kararı verilmişse, bunun sonucu frikiktir. Herkes de kabullenmiştir elden gol olmayacağını, hatta baraj bile kurulmazdı bazen. Ben de büyüyünce öğrendim elden direk kaleye çekilip gol atılabileceğini. Öğrendim de ne oldu, o canım frikikler geri geldi mi ?

    ÜÇ ADIM AÇILMAK: “Üç adım açılmak” denen olayı atlamak senelerini betonda top oynayarak, dizinde o çok derin olmayan ama sürekli yanan yaralarla dekore eden birçok mahalle topçusunu üzecektir. Top frikik noktasına dikilir ve rakip barajın üstüne doğru adeta ‘onlar orda diilmişçesine yürünür.’. Kocaman üç adım atılır ve baraj göğüsle itmek suretiyle uzaklaştırılır. Adımların büyüklüğünden şikayet edenler iki kere “o-ha” der.

    TEKNİK VURMAK: Penaltı vuruşlarında en biçkin forvet oyuncusu sahne alacağından kalecinin gözü korkar. Hemen içi rahatlatılır: “korkma olm, teknik vurcam”.

    KALECİ DÜZENİ: Mahalle maçlarında rastlanan pek çok tatsız durumdan sadece biridir kalecisizlik. Herkes kendisini ispatlamak ve golleri yağmur edip yağdırmak istediğinden kimse kaleye geçmeyecektir. Adil düzen ilk “kalede son” diye bağıranı kayırmaktadır. Hemen arkasından gelen “son bir”, “son iki”.. gibi çığlıkların sonunda artık son kaç olduğunun bir önemi kalmayan ağır kanlı arkadaş kaleye geçer. Kaleci gerek iki golde bir, gerekse dakka ayarıyla eldivenleri bir sonraki arkadaşına teslim edebilir. Nizam böyle emreder.

    Arkadaşın biri iyi orta gol getirir diye bağırır o da iyi bir orta yapmaya çalışır ve ortasını yaptıktan sonra düşer. Arkadaşın dizi kanıyordur ama farkında değildir birisi oradan “olm dizin kanıyo” der ve olan olmuştur dizi kanayan çocuk ağlamaya başlar.

    Yine çok uzun süre önce okuduğum yazılardan birini daha eklemeye karar verdim. Her ne kadar futbol ile alakam olmadığı ve takım tutmadığım halde benim de diğer çocuklar gibi küçükken maç yaptığım zamanlar çok oldu. Hatta bir tane yaptığımız mahalle maçında son golü ben atmıştım. Bu yazıları okurken maç yaptığımız zamanlar aklıma geldi. Lafı fazla uzatmadan sizleri yazıyla baş başa bırakıyorum. Eminim siz de okurken kendinizden bir şeyler bulacak, geçmişe yolculuk yapacaksınız.

    Mahalle maçlarında başka hiç bir resmi müsabakada rastlayamayacağınız kurallar ve terimler vardır. İşte bazıları:

    ATAN ALIR SPOR: Mahalle maçları genellikle caddelerde yahut bahçelerde yapıldığı için topun kaçma olasılığı olan çok yer vardır. Top bir yere kaçtığında topu kaçıran takımın karşısındaki takım hemen, “Atan alır” der. Top onların sahasında auta çıkmış olduğu halde karşı takım topu almak zorunda kalır.

    ELİN AVANTAJI OLMAZ: Takımlardan biri ataktadır. Defans oyuncusu topu elle keser fakat pozisyon devam eder ve gol olur. Gölü yiyen takım el var diye mızıldar. Karşı takım, “Avantaj olmaz” der. Hemen akabinde kaleci “Ulan elin avantajı olmaz.” diye haykırır. Bir yere varılamaz. Kısır döngüdür.

    ADAMIN GOL DİYO: Gol atılır fakat yiyen takım saymaz. Hep bir ağızdan “Direk ulan.” diye anırmaktadır. Fakat içlerinden biri, “Gol abi” der. Karşı takımdan bunu duyan biri direk atlar ve, “Ulan adamın gol diyo.” diye serzenişte bulunur. Gol sayılır, adam dövülür.

    ABANMA YOK: Genelde küçük çocuklar arasında yaygındır. Kaleciler abanma yok derler. Aralarından yaşça büyük olanı ”Laf karımısınız.” dese de abanma olmaz.

    GÖNÜL ALMA: Büyüklerle küçüklerin ortak oynadığı maçta büyüklerden biri gaza gelip küçük bir çocuğa sert girince direk penaltı olur. Nerede olursa olsun. Küçük çocuk sevilen bir simadır ve faulü yapan abidir. Penaltı kullanılır, genelde gol olmaz çünkü kalede bir ayı vardır ve penaltıyı atan küçük bir çocuktur.

    KALECİ DEĞİŞTİN 2 PENALTI: Herhangi bir penaltı pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili silahlarından biri geçmek ister çünkü o her mevkide iyidir. Buna karşılık karşı takıma teselli olarak ekstra bir penaltı verilir. 1+1=2

    3 KERE SEKTİRME: Kaleci degaj kullanırken eğer yanında bir rakip forvet varsa topu 3 kere sektirir ve, “Açılsana ulan üç kere sektirdim işte.” der, rakip açılır.

    1’E 1 ATIŞ: Çift penaltı sisteminde eğer birinci penaltı kaçarsa ikinci şans vardır ama gol olursa ikinci şans kullanılamaz. Bunun mantığını hala çözebilmiş değilim.

    SAĞLIK ÖNLEMLERİ: Bazen top insanın pek münasip olmayan bir tarafına gelir, herkesin reaksiyonu aynıdır: “İşe işe!.” Uygun araziye çiş edildikten sonra maca devam edilir.

    Mahalle maçlarında her zaman saçı ince telli ve uzun olan kişiler vardır. Bunlar geriden topu alıp bütün güçleriyle ileri koşarken kafalarını ileri doğru atarlar. Amaç gol atmak ya da rakibi çalımlamak değil, saçların rüzgarda ahenkle dans etmesini sağlamaktır. Bu kişiler büyüyünce Fenerbahçe’li Aykut gibi olurlar.

    TOP KURTARMA OPERASYONU: Top zırt pırt araba altına kaçar. Böyle durumlarda, sahadaki en çelimsiz ve en hop-zıp kişi, en iri kişi tarafından topu almaya gönderilir. Arabanın altına kaçan toplar tam ortasında durur bazen, kimse yetişemez oraya. Bu sefer taş atma ve sopayla itekleme faslı başlar. Arabanın egzozuna vurulan birkaç darbeden sonra top yuvarlana yuvarlana çıkar bir taraftan; artık koşarak maça geri dönme zamanıdır.

    Mahalle Maçlarının Eşsiz Kuralları – 2

    Polat Büyükarslan

    {picture#https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN_Z4CNNFPbEmgZzgiJ9bbWRsmbAa88zC_ufwj8zqyqVowqdHIYmtV1UaXEJYsyepZnSq55aakjLww0lMN_tyyTLvo3pUUyEM7RbJBcZjkfClDYm7MEtgPE-ZDbnFQ_dCuEiHffXNSnzU882vGaO4Ms-SirBKN4Ir3OGGI-JWhE_iqT6H0f4nST8ydwWg/s100/msn-profil-avatar.png} YOUR_PROFILE_DESCRIPTION {facebook#https://www.facebook.com/polat.buyukarslan} {twitter#https://x.com/iampolat} {instagram#https://www.instagram.com/polat.buyukarslan} {linkedin#https://www.linkedin.com/in/polatbuyukarslan/} {youtube#https://www.youtube.com/@polatbuyukarslan}

    İletişim Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Blogger tarafından desteklenmektedir.
    [2009-2025] - 16. Yıl