Articles by "İzlediklerim"

2015 8 ball pool 8x ac3 desteği ac3 desteklenmiyor adblock plus alarm modu android android cihaz kaldırma android marketten cihaz kaldırma ankastre Anti-virüs arıza bulma giderme arıza kaydı arkaplan değiştirme Asus Netbook Aşçılık atari atari oyunları atatürk avermedia tv avertv bardak bilardo bilardo oyunu bilgi kurtarma programı bir iç hata oluştu bir karafatmanın günlüğü birim etiketi Blocks teması Blocks2 teması blog yazarlığı bu resim duvar kağıdı olarak ayarlanamaz Bu ses biçimi (AC3) desteklenmiyor. Lütfen özel çözücü deneyin bugmenot casio casio cmd casio cmd 40 tv kodları casio cmd-40 casio cmd-40 kullanma kılavuzu casio cmd-40 türkçe kullanma kılavuzu ccleaner ccleaner download ccleaner türkçe cd/dvd cins köpek fiyatları cins köpekler kaç para clamav cmd 40 combofix default avatar defraggler deri kol saati disk birleştiricisi disk defrag dizi takip dizi takip android dizi takip android uygulamaları dizi takip etme sitesi dizi takip siteleri dizi takip uygulamaları dizin adı dosya adı dosya silme hatası dosyaları kurtarma downthemall duolingo duolingo android dvd yazıcı elit hizmet fatih bayhan Featured fikriye hanım firefox eklentileri firefox için eklentiler Firewall flashblock flashgot free dos free dos laptop free dos nedir full house fuller house function theme gezgin gezi gezi blogu ghostery gmail notifier GNU/Linux gogear google play store cihaz silme greasemonkey Güvenlik hafıza kartı disk korumasını kaldırma hafıza kartı disk yazma koruma hatası hafıza kartı disk yazmaya karşı korumalı nasıl kaldırılır harici harici dvd writer harici dvd yazıcı hediye hesap makinası modu holiday hero holiday hero bölüm holiday hero bölümler holiday hero görev holiday hero görevleri hoparlör html dersi html dersleri html indir html kodları iç tesisat ikinciel indir indir ccleaner ingilizce İzlediklerim izmirli gezgin izmirli gezginler j-win jackie chan jbl jbl go jbl go bluetooth jbl go bluetooth hoparlör jbl go inceleme jbl go indirim jbl go media markt jbl go yorum jbl hoparlör jnes jnes 1.0.2 jnes download jnes emulator jnes emülatörü jnes indir jwin kablosuz mouse kaspersky kaspersky 2011 kaspersky internet security kaspersky kis kaspersky security kategori güncellenmedi kis Kişisel Kitap klasör silme hatası kol saati köpek almak köpek fiyatları köpek satın almak kronometre modu kurtarma programı kurtarma yazılımı languages latife hanım logitech m305 logitech mouse mini notebook mini speakers Mo dosyaları mobil oyun mobil oyunlar modem mp3 player mustafa kemal atatürk mx player nasıl değiştirilir nes oyunları netbook Nostalji öğrenme modu özçekim özçekim çubuğu özel çözücü özgür toplum özgür yazılım pcnet pcnet dergisi philips Philips Gogear Vibe 4gb Mp3/Mp4 Player Po dosyaları Poedit Programlama recuva recuva indir recuva türkçe richard m. stallman s-602 saat ve tarihi ayarlamak saat-tarih modu salih bozok samsung samsung galaxy samsung galaxy tab 3 lite samsung galaxy tab 3 lite t113 score hero score hero bölüm score hero bölüm hilesi score hero bölümler score hero görev score hero görevleri score hero hile se-s084c searchstatus selfie selfie çubuğu seriesguide silinen dosyaları kurtarmak sm-t113 sonic ball speakers sony sony vaio sony vaio fiyatı sony vaio fiyatları Sorun & Çözüm Sosyal Medya sözdizimi splitter süresi sınırlı etkinlik swift swift teması swift theme t113 tab 3 tab 3 lite tab 3 lite t113 teknik özellikler Teknoloji temizlik termos bardak trakt trakttv türk telekom türkçe jnes emülatörü tv kartı tv kartı fiyatı usb mouse usb tv kartı uygulama içi satın alma uzaktan kumanda fonksiyonlarının kullanımı üretici firma kodu ürün inceleme ürün tanıtımı Ürün Tanıtımları vaio vaio p serisi varsayılan resim veda filmi vibe Vista volargo VPCP11S1E/B windows windows 7 windows 7 starter windows xp wireless mouse wizz rss news reader lite Wordpress XP Yazılım yeni yıl yeniyıl yılbaşı zülfü livaneli
İzlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bu zamana kadar izlediğim diziler arasında benim için her zaman açık ara önde olan tek dizi Full House. Bundan sonra izleyeceğim dizilerin ne kadar iyi olacağının benim için hiç önemi yok. O derece seviyorum bu diziyi.

Yaşıtlarım bu dizinin “Bizim EV” adıyla Kanal D’de yayınlandığını hatırlıyordur. Diziyi izlerken her zaman “Keşke böyle içten, böyle sıcak bir aile ortamına sahip olsaydım” dedirtiyor bana. Dizideki yetişkinlerin çocuklarla olan iletişimi, her ailenin örnek alması gerek. Dizinin her bölümünde bir mesaj vermesi belki de dizinin en iyi yanlarından birisiydi.

Dün itibariyle Full House, yeni bölümleri Fuller House ismiyle Netflix’te yayınlanmaya başladı. Torrentte ilk sezon bölümlerinin hepsi (13 bölüm) paylaşılmış. Şu an bu yazıyı yazdığım sırada Türkçe altyazısı, altyazı sitelerinde henüz yok. Bu diziyi çevirenler illaki olacaktır. Ama ben tabii ki dayanamayıp 13 bölümü İngilizce altyazıyla izleyeceğim. Henüz izlemeye başlamadığım halde “Bu dizi hemen bitmesin diye yavaş yavaş mı izlesem acaba.” dedirtti bana. 😀

Bu arada izlememiş olanlar varsa ve eski bölümlerini torrentten indirecek olanlara şimdiden söyleyeyim. Eski bölümlerin ne Türkçe ne de İngilizce altyazısı yok. Ben konuşulanların büyük çoğunluğunu anladığım için çok dert etmedim bu durumu.

Çok fazla arşiv yapan biri değilim. Eskiden yaptığım arşivlerin hepsini de çöpe attım. Fakat Full House ve Fuller House her zaman arşivimdeki en iyi diziler olarak kalacak.


Bu dizi benim için uzun bir süre “ismini hatırlayamadığım dizi” olarak hafızamda kaldı. Zaten bu diziyi benimle aynı yaşlarda izleyen birçok kişi çok etkilenmiş ve korkmuştur. İnternette Goosebumps ile ilgili yorumlara bakarsanız ne dediğimi daha iyi anlarsınız.

Dizinin ismini hatırlamadığım için mutlaka birileri ismini biliyordur diye düşünüp internette sorsam mı sorusu aklıma zaman zaman gelse de çok önemsememiştim. Ta ki şans eseri bir sitede okuduğum bir yazıyla karşıma çıkana kadar.

Goosebumps‘ın konusu kısaca “Çocukların korku hikayeleri” olarak geçiyor. Beni bu kadar etkilemesinin de nedeni bu. Ortaokuldayken, okuldan eve geldiğimde bu diziyi izlerdim. Show TV’de yayınlanıyordu. Hatta saat aralığı ya 12.00-12.30 ya da 13.00-13.30 arasındaydı diye hatırlıyorum. En azından benim hafızamda öyle kalmış. Her bölüm 20’şey dakikadan oluşuyor. Bazı bölümlerde olaylar uzun olduğu için 40 dakikaya kadar çıkıyor.

Aamir Khan’ın neredeyse bütün filmlerini izlemişimdir. Tek tük 1-2 film haricinde adamın oynadığı her film birbirinden güzel. Normalde izlediğimiz bir komedi filmi ikinci kez izlenince çok fazla komik gelmez. Aamir Khan’ın başrolünü oynadığı bu filmi 2 kez izledim ve ilk defa, ikinci kez izlediğimde de aynı oranda güldüm. Filmi izlemenizi kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ederim. Filmi izledikten sonra ne demek istediğimi siz de anlayacaksınız.


Filmin Konusu: PK, Aamir Khan’ın daha önce aktörlük yaptığı 3 Idiots filminin yönetmeni Rajkumar Hirani tarafından yapılan bir Bollywood filmidir. Aamir Khan’ın son filmi olan PK’nin başrollerinde Anushka Sharma ve Sanjay Dutt de yer almaktadır.

P.K. bi şehirdeki yabancının düşünceler komedisidir. P.K. daha önce kimsenin sormadığı sorular sorar. Bunlar masum, çocuk gibi sorulardır ama cevapları enteresandır. P.K.’in masum gözlerini gören insanlar kendi monoton hayatlarını gözden geçirirler. P.K.’in sadık arkadaşları ve dostları olur. Kırık kalpleri düzeltir öfkeleri dindirir. P.K.’in çocuksu merakı kendisi ve milyonlarca insan için manevi bir yolculuğa dönüşür.


Bu arada filmdeki komik sahnelerin dışında “Din” konusunu bu kadar güzel işleyebilen bir film daha görmedim. Filmdeki şu söz çok hoşuma gitti. “İki Tanrı var. Biri bizi yaratan biri de sizlerin yarattığı”. Bu filmle ilgili çok şey söylenir ama spoiler vermek istemiyorum. Ayıracağınız 2,5 saate fazlasıyla değen bir film. Filmin sonuna bakılırsa devamı gelecek gibi görünüyor. Umarım devamı çekilir. Size iyi seyirler.

Son zamanlarda izlediğim güzel filmlerden biri Chef. Filmi izleyen birçok kişi, filmi sıradan bulabilir. Filmin başından sonuna kadar sıkılmadan ve keyifle izleme nedenlerimden birisi, daha önce aşçılık kursuna gitmiş olmam ve otelde de bu konuda staj yapmış olmam. Filmi izlerken kendi yaşadıklarım aklıma geldiği için filmden keyif aldım.

Yani filmden en fazla keyif alacak kişiler, bu mesleği yapan kişiler olacaktır. Bu demek değildir ki bu mesleği yapmayan keyif alamaz. O kişiler için film muhtemelen 40. dakikadan sonra başlayacak.

Filmin müzikleri de bir o kadar eğlenceli ve filmle çok uyumlu müzikler seçilmiş. Filmdeki en beğendiğim şarkı Sexual Healing isimli parça oldu. 😀

Eğer hala izlemediyseniz, ben size bu film için bir şans verin derim.

Not: Filmdeki mısır nişastası olayını denemek lazım. 😀

Mary and Max filmi son zamanlarda izlediğim ve beni çok etkileyen filmlerden biri oldu. Etkilenme nedenim de farklı duyguları bir arada yaşattı bana.

Filmin Konusu: Melbourne’un arka mahallerinden birinde yaşayan, 8 yaşındaki yalnız ve tombul Mary Dinkle ve New York’un karmaşasında yaşayan 44 yaşındaki obez Aspergers Syndrome arasında sıradaşı bir dostluk yeşerir. Aradan geçen 20 yıla, iki kıta arasındaki mesafeye ve yaşamlarındaki iniş çıkışlara rağmen, Mary ile Max arasındaki arkadaşlık devam eder…

Filmin siyah-beyaz ve animasyon oluşu sizde kötü bir film izlenimi uyandırabilir. Filmi izlemeden önce ben böyle düşünüyordum. Fakat izlerken -hatta daha ilk 10-15 dakikasında- fikrim değişti.

Filmde hem gülüp hem de duygulanacağınız yerler mevcut. Günümüzde unuttuğumuz arkadaşlıkların/dostlukların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı bana. Şu anda bile filmin bazı sahneleri aklıma geldikçe gülüyor, bazı sahneleri aklıma geldiğinde duygulanıyorum. Filmi izledikten sonra bir kez daha izlemeyi istediğim nadir filmlerden.

Herkesin hayatında bir Mary’si veya Max’i olmalı. Umarım sizin vardır. Eğer varsa, onu sakın bırakmayın.

Dirty Harry‘nin (Kirli Harry) son zamanlarda izlediğim filmler içerisinde farklı bir yeri var diyebilirim. Yaşımdan dolayı 70 ve 80’li yıllarda yayınlanan bu filmleri o zamanlar seyredememiş olsam da izlerken insanda farklı bir keyif bırakıyor. Sanki o yılları yaşamış gibi hissettim.

Dirty Harry serisi beş filmden oluşuyor. Bunlar; 

  • Dirty Harry (1971)
  • Dirty Harry Magnum Force (1973)
  • Dirty Harry The Enforcer (1976)
  • Dirty Harry Sudden Impact (1983)
  • Dirty Harry Dead Pool (1988).

Filmlerden sadece dördüncü film bana biraz sıkıcı gibi geldi. Onun dışında dediğim gibi izlerken keyif aldım. Clint Eastwood‘un filmlerinden bazılarını daha önce izlemiştim. Fakat bu Dirty Harry serisi ve daha önce izlediğim İyi, Kötü ve Çirkin‘deki performansından sonra Clint Eastwood, sevdiğim oyuncular arasındaki yerini aldı. Ayrıca çok ayrı bir havası var. Filmleri izlerken oynadığı polis karakteri insanın hoşuna bile gidiyor.

Hatta bu filmi izlerken “Keşke film değil de dizi olsaymış.” diye düşünmeden edemedim.

Unutmadan uyarımı da yapayım. İlk dört filmde bazı açık sahneler var. Bu sahneler çok kısa olsa da yine de bilin istedim.

Son filmde, sizin de muhtemelen tanıdığınız ünlü iki oyuncu var. Filmi izleyecek olanlar olabileceği için kim olduklarını söylemeyeyim.

Filmleri izleyecekseniz yıl sırasına göre izleyin. Bütün filmlerin Türkçe altyazılarını da Divxplanet’ten indirebilirsiniz. Ayrıca bu tarz önerebileceğiniz filmler varsa yorum yazın. İzleyeyim.

Normalde bu tarz eski Western filmlerini izlemeyen birisiyim. Fakat TRT1’de serinin 1969 yapımı Muhteşem Yedili’nin Silahları filmi dikkatimi çekti ve bu filmi televizyondan izledim. Daha sonra Divxplanet‘ten araştırınca serinin diğer filmlerini de gördüm.

Muhteşem Yedili serisinin 4 tane filmi var. Bunlar;

  • The Magnificent Seven (1960)
  • Return of the Seven (1966)
  • Guns of the Magnificent Seven (1969)
  • The Magnificent Seven Ride! (1972)

Serinin son filmi hariç diğer filmlerini tavsiye edebilirim. Filmleri izlerken öyle çok büyük beklentilerde olmamak lazım. Boş vakitte izlenebilecek bir film. Hatta bazılarınız filmi izlerken sıkılabilir. Sonra izleyip de sıkıldım demeyin bana. Başta uyarımı yapayım. 🙂 Bir de keşke serinin her filminde aynı karakterler oynasaymış. Daha iyi olurdu.

Bu seriyi izledikten sonra Western filmlerine bakış açım değişti. Western filmlerine şans verin derim.

Çocukluğumun korku filmlerinden olan katil bebek Chucky’i oldum olası sevmişimdir. Çocukken de bir o kadar korkardım. Koltukta otururken, Chucky’nin çıktığı bazı sahnelerde annemin arkasına saklanırdım. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra ilk filmini izlemeye başladığımda acaba tırsar mıyım gibi bir düşünce olmadı değil. İzlerken keyifle izledim.

Bilgilendirme: Serinin ilk üç filmi Child’s Play olarak geçiyor. Child’s Play 4‘ün diğer adı Bride of Chucky, Child’s Play 5‘in diğer adı da Seed of Chucky.

İlk üç filmi daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Dördüncü ve beşinci filmin konusunu pek beğendiğimi söyleyemem. Özellikle Seed of Chucky bence içlerindeki en kötü film. Son iki filmdeki en sevdiğim şey Chucky’nin görüntüsünün daha korkutucu olmuş olması. Jennifer Tilly de filmlere ayrı bir hava katmış 😀

Kim ne derse desin. Benim favori korku filmi karakterim Chucky‘dir. Ve bu hep böyle kalacak…

İzleyecek olanlara şimdiden iyi Ade due damballa‘lar 🙂

Japonya’da meydana gelen, Akita cinsi bir köpek olan Hachiko’nun başından geçenlerin anlatıldığı bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Japonya’da Hachiko’nun heykeli bile dikilmiş.

Filmin Konusu: Film Richard Gere’in canlandırdığı profesör Parker Wilson’ın, tren istasyonunda bulduğu Japon kökenli meşhur Akita inu cinsi köpeği evine almasıyla başlar. İlk önce eşinin sert tepkilerini gören profesörün köpekle aralarındaki bağ gün geçtikçe daha da sağlamlaşır. Kısa zamanda tüm aileye kendini sevdiren Hachi, Wilson ailesinin köpeği olur Profesörü işe giderken her gün tren istasyonuna kadar yolcu eder ve döneceği saatte her zaman yerinde olup onu bekleyen bir yol arkadaşı olur. Hachi, Japonya’da meydana gelen gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor. Sahibine olan sadakati ile Japonya’dan tüm dünyaya yayılmış bir köpek Hachi; öyle ki yıllar boyu sahibini beklediği tren istasyonuna, köpeğin heykeli dikilmiş…

Bu belgesel için izlediğim belgeseller arasında en güzellerinden biri diyebilirim. Bir çırpıda izledim ve çok beğendim. Atatürk ile ilgili izlediğim her belgeselde, O’na olan hayranlığım daha da artıyor. Bu belgeseli izlemenizi tavsiye ederim.

Başarılı bir asker, devrimci bir devlet adamı. Kendi kaderini ulusuyla birleştiren bir adam. 1915’te Çanakkale’de İngilizlere tarihlerinin en büyük yenilgilerinden birini yaşattı. 1918 yılında 1. Dünya savaşından yenilgi yüzü görmeden çıkan tek Osmanlı komutanıydı. Dört yıl sonra halkını etrafına toplayarak, emperyalist güçlerin desteklediği işgalci Yunan güçlerini yendi ve ulusuna bağımsızlık yolunu açtı. 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu ve ilk Cumhurbaşkanı oldu. Ektiği demokrasi tohumları sayesinde Türk ulusu içeride ve dışarıda birçok zorluklara göğüs gerdi. Stalin O’nu faşist olarak niteledi. Hitler ve Mussolini komünist olarak gördü. Bazıları da diktatör dedi. Halkıysa O’na “Atatürk” dedi.

Kurtuluş savaşı gazilerimizden Ömer Küyük (Nişancı Er), Veysel Turan (Sıhhiye Onbaşı) ve Yakup Satar’ı (Süvari Çavuş) izlerken, onların çektiği sıkıntıları dinlerken, bu ülkenin ne zorluklarla kazanıldığını bir kez daha anladım.

Aklımda en çok yer edenlerden biri Yakup Satar’ın kurtlanan yemeği, doktora da danışarak yediklerini ve çektikleri silah sıkıntısını anlattığı kısımlarda içim cız etti.

Belgeselle ilgili çok fazla şey söyleyebilirim. Ama aranızda belgeseli izleyecek kişiler olabileceğini varsayarak belgeselle ilgili daha fazla şey anlatmak istemiyorum.

Kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel.

Blogumda filmlerle ilgili yazı yazmamaya karar vereli uzun zaman oldu. Fakat yeni izlediğim bir film, benim bu yazıyı yazmama vesile oldu. Filmin konusunun, diğer filmlere göre farklı ve ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. 1985 yılında çekilmiş olan filmin ismi Brewster’s Millions.

Filmi izleyecek olanları da düşünerek fazla detaya girmeden filmin konusundan bahsedeyim. Beyzbol oyuncusu olan Montgomery Brewster’a zengin bir akrabasından miras kalır. Fakat bu mirası alabilmesi için 30 günde 30 milyon doları harcaması gerekmektedir. Eğer bunu başarırsa 300 milyon dolar olan mirası alabilecek.

Şöyle bir düşündüğünüzde 30 milyon doları 30 günde harcamanın kolay olabileceğini düşünebilirsiniz. Fakat tabii ki bazı kurallar var.

  •  Brewster’ın bu anlaşmadan kimseye bahsetmemesi gerekiyor. Yani arkadaşları, bu parayı neden harcaması gerektiğini bilmeyecek. (Haliyle çevresindeki herkes onun çıldırmış olduğunu zannediyor.)
  • 30 günün sonunda kendine ait hiçbir mal varlığı olmaması gerekiyor. Yani ev, araba, mücevherler gibi şeyler. 30 günün sonunda üzerinde sadece giydiği kıyafetlerden başka bir şeyi olmayacak.
  • Aynı şekilde arkadaşlarına çok pahalı hediyeler alamaz.
  • Paranın sadece ufak bir kısmını hayır kurumlarına ve benzeri yerlere verebilir.
  • İstediği herhangi birini yanında çalıştırabilir fakat çalıştırdığı kişinin ücretini ödemek zorunda.
  • Pahalı ve değerli tablolar alıp, bunları yakamaz.

Bunlara ek olarak bir seçenek daha var. Bütün bu anlaşmayı unutup, sadece 1 milyon doları alıp çekip gidebilir.

Siz olsaydınız ne yapardınız? 300 milyon doları almak için 30 günde 30 milyon doları harcamaya mı çalışırdınız? Yoksa 1 milyon doları alıp çekip gider miydiniz?

127 Saat (127 Hours) filmini arkadaşım sayesinde dün izleme fırsatı buldum. Filmi izlediğim sırada kafamda sürekli “Ben onun yerinde olsam ne yapardım?” sorusu dönüp durdu. Ayrıca filmi izlerken sonunu merakla beklediğim nadir filmlerden birisi.

Bilgi: Dağcı Aron Ralston’un başından geçenlerin gerçek hikayesi…

Filmin Konusu: Genç bir dağcı olan Aron, Utah yakınlarında büyük bir kaya parçasının arasına sıkışır. Hayatı için bir çeşit tuzağa dönüşen bu olayda Aron, soğukkanlı olması gereken şoke edici bir çözüm yolu bulur.

Bu filmi herkese tavsiye ederim. Fakat dağcılıkla ilgilenen kişiler daha çok keyif alacaklardır diye düşünüyorum. Bu filmi izledikten sonra bir yere giderken eminim ki birilerine mutlaka haber vereceksiniz. 🙂

Bu film hayatımda izlediğim en ilginç filmlerden biriydi diyebilirim. İzlerken zaman zaman oyun oynuyormuşum gibi bir his uyandı bende. Siz de izlerken aynı duygulara kapılacaksınız. Çünkü filmin içerisinde bol bol dövüş sahneleri var. Bu dövüş sahnelerinin bir çok yeri oldukça abartılı. Aynı oyunlardaki gibi. Özellikle bire bir dövüşler ve ilerlemeli oyunlarda kazanılan haklar (1 Up) buna örnek olarak gösterilebilir. Hatta bazı oyunlarda canavarları öldürdükçe altınlar dökülür ya. Bu filmde o da var. 🙂

Filmin Konusu: 22 yaşına kadar kızlarla şansı yaver gitmemiş Scott Pilgrim, günlerini bas gitarı ve garaj grubu Sex Bob-omb’la birlikte geçirmektedir; ta ki hayallerinin kızı Ramona V. Flowers ile karşılaşıncaya kadar. Scott, Ramona’nın kazanmanın yollarını araştırırken, kızın süper güçlere sahip yedi eski sevgilisini alt etmek zorunda kalacaktır.

Eğlenceli bir film ortaya çıkarmışlar. Araya da biraz aşk sevgi ve ilişkiler de eklenince, ilk başlarda biraz sıkılmama rağmen güzel bir film olmuş. Dövüş sahneleri harikaydı. Bir sahnesinde çinli bir kızla, bir ninja oyunu oynuyorlar. Oyuna bayıldım. Ben de istiyorum o oyundan 🙂

Ayrıca filmin müzikleri de çok güzeldi. Özellikle grupların birbirleriyle kapışmaları ve ortaya çıkan görsellik görülmeye değer.

Filmle ilgili anlatılacak fazla şey yok. Bazılarınız filmi beğenmeyebilir. Ben izlemenizi tavsiye ederim.

Not: Bu sefer yazıya filmin afişini eklemedim. İnternetten bulduğum bu resim daha çok hoşuma gitti. Bunu koydum.

Bugün annemle birlikte New York’ta Beş Minare filmine gittik. Normalde öyle Mahsun Kırmızıgül hayranlığım filan yoktur. Mahsun Kırmızıgül’ün daha önceki iki filmini de izlemedim. Bu filmi izlememe neden olan şeylerden birisi fragmanıydı. 

Televizyonda genelde ilk kez bir türk filminde görülmemiş aksiyon sahnelerini göreceğimi öğrenmek beni “acaba izlesem mi” fikrini aklıma sokmuştu. Daha sonra Mustafa Sandal’ın film ile ilgili Cinemania ve Şeffaf Oda’da anlattığı şeylerden sonra filmi izlemeye karar verdim.

Filmin konusunu anlatmaya gerek duymuyorum. Ben daha çok filmde etkilendiğim ve beğenmediğim sahneleri spoiler vermeden anlatmak istiyorum. Filmin aksiyon diye tabir ettiğimiz sahneleri filmin ilk başlarındaydı. Bu tarz bir aksiyon sahnesini bir Türk filminde görmek biraz tuhaftı. Peki aksiyon sahneleri başarılı mıydı?. Bu konuda pek iyimser konuşamam. Aksiyon sahneleri aslında iyi düşünülmüş ve iyi ayarlanmış fakat kamera çekim esnasında o kadar çok titriyor ki. İster istemez aksiyon sahnesini izlemektense kameranın titremesine takıldı gözlerim. Ayrıca aksiyon sırasında karakterlerin yüzleri çok hızlı bir şekilde geçtiği için yüzlerini takip etmek ve dolayısıyla olayın ne olduğunu anlamak güçleşti. Filmi hızlandırılmış şekilde izliyormuş gibiydi. İzleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklar. Filmle ilgili söyleyebileceğim belki de tek olumsuz yönü bana göre buydu.

Filmde ilk kez oyunculuk yapan Mustafa Sandal’ın oyunculuğunu gayet başarılı buldum. Zaten filmin Türkiye’de çekilen bölümlerinin dışında çoğu yerde genelde ingilizce konuştu.

Mahsun Kırmızıgül’ün daha önceki filmlerini izlemediğim için oyunculuğuyla ilgili bir fikrim yoktu. Bu filmdeki oyunculuğu çok iyiydi diyebilirim. İşini ciddiye aldığı ve hem oyunculuk yapıp hem de yönetmenliğini konuşturduğu belli oluyor. Açıkçası Mahsun Kırmızıgül’den bu kadar başarılı bir film beklemiyordum.

Yabancı oyuncularla ilgili zaten söylenecek çok fazla şey yok. Robert Patrick’in ve Danny Glover’in oyunculukları süperdi. Arada Robert Patrik’e sinirlendiğim zamanlar oldu. Zaten bu adam Terminatör 2 filmindeki civa adam rolüyle de beğenimi kazanmıştı. Terminatör serisinin en güzeliydi.

Veee Haluk Bilginer. Filmdeki adıyla Hacı Gümüş. Bu adam için ne söylenebilir bilemiyorum. Zaten oyunculuğunu çok sevdiğim ve severek izlediğim birisi. Filmin iki yerinde gözlerimin dolmasına neden oldu. Ağlamamak için zor tuttum kendimi. Haluk Bilginer için tek kelimeyle şunu söyleyebilirim. Harikasın Hacı 🙂 Oyunculuk dediğin böyle olur.

Bu filmi izlemediyseniz ve izleyip izlememekte kararsızsanız ben size bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Ödeyeceğiniz paranın hakkını sonuna kadar veren bir olmuş.

İzlemeden önce bu film hakkında çok fazla bilgim yoktu. Sadece aksiyon filmi olduğunu biliyordum. Divxplanet’te de en çok indirilen filmler arasında olduğunu görünce de denemeye değer dedim ve izledim. Filmin türü olarak Divxplanet’te aksiyon, komedi, macera ve gerilim olarak belirtilmiş. Ben şahsen bu filmin komedi türünde neden yazıldığını anlamadım. Filmde komik sahneler yok. En azından ben filmi izlerken gülmedim.

Tom Cruise’un aksiyon filmlerinde gördüğünüz klasik sahneler bu filmde de var. Tom Cruise ve Cameron Diaz’ın oyunculuklarına söylenecek bir şey yok. Şu adama ajan olmak yakışıyor diye herhalde hep aynı tipte karakteri canlandırtıyorlar. Biraz farklı karakterler canlandırsa daha iyi olur. Sıradan bir filmdi diyebilirim. Vakit öldürmek için izlenebilir. İzlemediyseniz de çok şey kaçırmış değilsiniz.

Filmin Konusu: Aksiyon-komedi türündeki Knight and Day / Gece ve Gündüz’de, Tom Cruise gizli ajan ve Cameron Diaz da onunla, ona tuza kurak kurduklarını iddia ettiği bir grup arasında kalan birini canlandırıyor. Dünyayı turlayarak süren maceraları çakışan yollar, son dakika kaçışları, sahte kimlikler ve baş döndürücü romantik problemlerle labirente dönüşür ve farkederler ki güvenebilecekleri tek şey birbirleridir.

Bugün Avatar – Son Hava Bükücü filmini izledim. 3. sezonda Prens Zuko ile Avatar Aang’ın dövüşünün olduğu yere kadar çizgi dizisini izlemiştim. Çizgi dizisini izlediğimden midir bilinmez ama filmini çok fazla beğendiğimi söyleyemem. Olayları bildiğim için pek fazla keyif vermedi izlerken. Ama oyuncu seçimlerini gayet başarılı buldum. Çizgi dizisini izlememiş olsaydım eminim daha çok keyif almış olurdum. 

Bu seferlik filmin konusu ile ilgili herhangi bir yazı filan eklemiyorum. Merak edenler internetten araştırıp bakabilir. Gerçi film çıkalı sanırım belirli bir süre geçti. O yüzden yakında televizyonda filmi oynatma ihtimalleri yüksek diye düşünüyorum. İzlemediyseniz ve biraz farklı bir konu arıyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.

Dün ilkokul arkadaşlarımdan biriyle buluşup, birlikte biraz oturup muhabbet ettikten sonra sinemaya gittik. Başka seçeneğimiz olmadığı için ve filmin güzel olup olmadığından emin olamayarak Ajan Salt filmine girmeye karar verdik.

Filmin Konusu: Evelyn Salt (Jolie), görevi, şerefi ve ülkesi üzerine yemin etmiş bir CIA ajanıdır. Ancak bir itirafçının onu Rus ajanı olmakla suçlamasıyla bağlılığı test edilecektir. Salt sahip olduğu tüm gizli görev tecrübesini kullanarak kendini temize çıkarmak amacıyla kaçar. Salt’ın masum olduğunu kanıtlamak için gösterdiği tüm çaba hakkındaki şüpheleri arttıracak ve geriye yanıtlanması gerekn bir tek soru bırakacaktır; “Salt kimdir?”

Filmin kovalama ve aksiyon sahneleri gerçekten güzeldi. Aksiyon, filmin konusunun önüne geçmiş diyebilirim bu film için. Angelina Jolie için zaten söylenecek söz yok. Filmle ilgili tek sorun biraz fazla karanlıktı. Sanırım bu problem girdiğimiz sinemanın elindeki filmin kaydıyla alakalı. Kimi zaman sanki evde sinema çekimi bir film izliyormuşum hissi uyandırdı. Aksiyon filmlerini sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.

Filme verdiğim puan: 7,5 / 10

Polat Büyükarslan

{picture#https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN_Z4CNNFPbEmgZzgiJ9bbWRsmbAa88zC_ufwj8zqyqVowqdHIYmtV1UaXEJYsyepZnSq55aakjLww0lMN_tyyTLvo3pUUyEM7RbJBcZjkfClDYm7MEtgPE-ZDbnFQ_dCuEiHffXNSnzU882vGaO4Ms-SirBKN4Ir3OGGI-JWhE_iqT6H0f4nST8ydwWg/s100/msn-profil-avatar.png} YOUR_PROFILE_DESCRIPTION {facebook#https://www.facebook.com/polat.buyukarslan} {twitter#https://x.com/iampolat} {instagram#https://www.instagram.com/polat.buyukarslan} {linkedin#https://www.linkedin.com/in/polatbuyukarslan/} {youtube#https://www.youtube.com/@polatbuyukarslan}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
[2009-2025] - 16. Yıl