Articles by "blog yazarlığı"

2015 8 ball pool 8x ac3 desteği ac3 desteklenmiyor adblock plus alarm modu android android cihaz kaldırma android marketten cihaz kaldırma ankastre Anti-virüs arıza bulma giderme arıza kaydı arkaplan değiştirme Asus Netbook Aşçılık atari atari oyunları atatürk avermedia tv avertv bardak bilardo bilardo oyunu bilgi kurtarma programı bir iç hata oluştu bir karafatmanın günlüğü birim etiketi Blocks teması Blocks2 teması blog yazarlığı bu resim duvar kağıdı olarak ayarlanamaz Bu ses biçimi (AC3) desteklenmiyor. Lütfen özel çözücü deneyin bugmenot casio casio cmd casio cmd 40 tv kodları casio cmd-40 casio cmd-40 kullanma kılavuzu casio cmd-40 türkçe kullanma kılavuzu ccleaner ccleaner download ccleaner türkçe cd/dvd cins köpek fiyatları cins köpekler kaç para clamav cmd 40 combofix default avatar defraggler deri kol saati disk birleştiricisi disk defrag dizi takip dizi takip android dizi takip android uygulamaları dizi takip etme sitesi dizi takip siteleri dizi takip uygulamaları dizin adı dosya adı dosya silme hatası dosyaları kurtarma downthemall duolingo duolingo android dvd yazıcı elit hizmet fatih bayhan Featured fikriye hanım firefox eklentileri firefox için eklentiler Firewall flashblock flashgot free dos free dos laptop free dos nedir full house fuller house function theme gezgin gezi gezi blogu ghostery gmail notifier GNU/Linux gogear google play store cihaz silme greasemonkey Güvenlik hafıza kartı disk korumasını kaldırma hafıza kartı disk yazma koruma hatası hafıza kartı disk yazmaya karşı korumalı nasıl kaldırılır harici harici dvd writer harici dvd yazıcı hediye hesap makinası modu holiday hero holiday hero bölüm holiday hero bölümler holiday hero görev holiday hero görevleri hoparlör html dersi html dersleri html indir html kodları iç tesisat ikinciel indir indir ccleaner ingilizce İzlediklerim izmirli gezgin izmirli gezginler j-win jackie chan jbl jbl go jbl go bluetooth jbl go bluetooth hoparlör jbl go inceleme jbl go indirim jbl go media markt jbl go yorum jbl hoparlör jnes jnes 1.0.2 jnes download jnes emulator jnes emülatörü jnes indir jwin kablosuz mouse kaspersky kaspersky 2011 kaspersky internet security kaspersky kis kaspersky security kategori güncellenmedi kis Kişisel Kitap klasör silme hatası kol saati köpek almak köpek fiyatları köpek satın almak kronometre modu kurtarma programı kurtarma yazılımı languages latife hanım logitech m305 logitech mouse mini notebook mini speakers Mo dosyaları mobil oyun mobil oyunlar modem mp3 player mustafa kemal atatürk mx player nasıl değiştirilir nes oyunları netbook Nostalji öğrenme modu özçekim özçekim çubuğu özel çözücü özgür toplum özgür yazılım pcnet pcnet dergisi philips Philips Gogear Vibe 4gb Mp3/Mp4 Player Po dosyaları Poedit Programlama recuva recuva indir recuva türkçe richard m. stallman s-602 saat ve tarihi ayarlamak saat-tarih modu salih bozok samsung samsung galaxy samsung galaxy tab 3 lite samsung galaxy tab 3 lite t113 score hero score hero bölüm score hero bölüm hilesi score hero bölümler score hero görev score hero görevleri score hero hile se-s084c searchstatus selfie selfie çubuğu seriesguide silinen dosyaları kurtarmak sm-t113 sonic ball speakers sony sony vaio sony vaio fiyatı sony vaio fiyatları Sorun & Çözüm Sosyal Medya sözdizimi splitter süresi sınırlı etkinlik swift swift teması swift theme t113 tab 3 tab 3 lite tab 3 lite t113 teknik özellikler Teknoloji temizlik termos bardak trakt trakttv türk telekom türkçe jnes emülatörü tv kartı tv kartı fiyatı usb mouse usb tv kartı uygulama içi satın alma uzaktan kumanda fonksiyonlarının kullanımı üretici firma kodu ürün inceleme ürün tanıtımı Ürün Tanıtımları vaio vaio p serisi varsayılan resim veda filmi vibe Vista volargo VPCP11S1E/B windows windows 7 windows 7 starter windows xp wireless mouse wizz rss news reader lite Wordpress XP Yazılım yeni yıl yeniyıl yılbaşı zülfü livaneli
blog yazarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bildiğiniz gibi yeni temaya kısa bir süre önce geçiş yapmıştık. Bu geçişle birlikte blogun içerisinde de bazı değişiklikler yapılması gerekiyor. Bir kısmı zaten yapmam gereken ve sürekli ertelediğim şeylerdi. Kimisi de yeni temayla birlikte yapılması planlanan ufak tefek şeyler. Blogta yapılması planlanan şeyleri maddeler halinde sıralayayım.

  • Şu andaki yazı stili çok kaba durduğu için yazı stillerinde değişikliğe gidilecek.
  • Kategoriler ve onlara bağlı yazılar düzenlenecek.
  • Blogun yedeği, yani dosyaları bilgisayara indirilecek. Eklentiler gözden geçirilecek. Blog içerisindeki bütün gereksiz dosyalar silinecek.
  • Gerekirse yazılarda kullanılan görseller optimize edilecek.
  • Seo ve Site Analizi yapılarak hatalar minimuma indirilecek.
  • Blogun hızında yavaşlama olmamasına dikkat edilecek.
  • Her zamanki gibi “Content is king” prensibine devam edilecek ve yazılarda olabildiğince gereksiz ayrıntılardan kaçınılacak, sade içerikler oluşturulacak. İçeriklerde anlatılan şeyler, hiçbir bilgisi olmayan kişilerin de rahatlıkla anlayabileceği ve yapabileceği şekilde anlatılacak.
  • Bundan böyle başka bloggerlardan gelen tanıtım yazıları kişisel bloguma kabul edilmeyecek. Sadece, eğer teklif gelirse Bumerang’tan gelen reklam yazıları yayımlanacak. Pek fazla bir gelir getirmese de Adsense reklamları blog içerisinde kalmaya devam edecek. Yani bir anlamda reklamdan ziyade içeriğe ağırlık verilecek. Farklı kategorilerde yazılar yazılmaya başlanabilir.
  • Arada kendimle ve düşüncelerimle ilgili kişisel yazılara yer vermeye devam edebilirim. Bu yazılarım bazılarınızı rahatsız ediyor. Farkındayım. Fakat takip ettiğiniz blogun kişisel bir blog olduğunu unutmayın. Blog içerisinde benden bir parça bulamadıktan sonra kişisel olmasını bir anlamı kalmıyor. 5 yıldır blog yazarlığı yapıyorum. Bu konuda az çok deneyimliyim diyebilirim sanırım. Mütevazi olmaya gerek yok. Neyi yazmam veya yazmamam gerektiği konusunda lütfen ahkam kesmeye veya bana akıl vermeye kalkmayın. Yapacağım işi sizden öğrenecek değilim. Daha iyisini biliyorsanız siz yapın, ben sizin blogunuzu takip edeyim. Dışarıdan öyle boş boş konuşmak kolay. 🙂

Yukarıdaki maddeler dışında aklıma gelmeyen birkaç şey daha muhakkak vardır. Gözümden kaçmış olabilir. Sınava hazırlandığım için yukarıdaki maddeleri halletmeye çalışmak biraz zaman alabilir. Zaman buldukça sorunları düzeltip yapılması gerekenleri yapacağım.

Blogun hitlerinde de artışın devam ettiğini belirtmeden geçmeyeyim. İlginiz için teşekkürler.

Blogunuz için QR kodu oluşturabileceğiniz çeşitli siteler mevcut. Ben kendi bloglarımın için QR kodlarını Kaywa‘dan oluşturdum.

Akıllı telefonlarımıza kurabileceğimiz programlar sayesinde bu QR kodlarını okutabiliyoruz. İnsanların akıllı telefonlarından sizin blogunuza, blogunuzun ismini yazarak girmesindense bu kodu okutarak hemen girebiliyorlar.

Kaywa isimli sitede QR kodu oluşturmak çok kolay. Tek yapmanız gereken üye olup QR kodunuzu oluşturmak. Oluşturacağınız ücretsiz hesabınızla sadece 5 tane dinamik QR ve limitsiz statik QR kodu oluşturabiliyorsunuz. QR kodu taramasının limitsiz olduğunu belirtelim. Ayrıca ücretsiz hesapta QR kodunuzu PNG veya PDF formatında kayıt edebiliyorsunuz. Blogunuza QR kodunuzu ekleyebilmeniz için Embed kodları da bulunuyor.

Benim bloglarımın QR kodlarını aşağıya ekledim. Kullandığınız telefon android ise Google Play’den şu programı telefonunuza kurup bloglarımın QR kodlarını taratıp çıkan sonucu görebilirsiniz.

Kişisel Blogum: PolatBuyukarslan.Com

Linux Blogum: SistemLinux.Org

Takıldığınız veya yardıma ihtiyacınız olan bir yer olursa yorum bırakın yardımcı olmaya çalışırım.

Blog yazarları kimi zaman bloglarının ekran görüntüsünün tamamını almak ve bunu paylaşmak isteyebilir. Böyle bir durumda genelde çeşitli websitelerinden yararlanılır ya da bilgisayara kurulan bir yazılımla bu iş halledilmeye çalışılır.

Benim size bahsedeceğim yöntemde herhangi bir yazılım indirmenize gerek yok. Bahsedeceğim yöntemden sadece Firefox kullanıcıları yararlanabiliyor.

Eğer siz de internet tarayıcı olarak Firefox kullanıyorsanız yapmanız gereken işlem oldukça basit. Ekran görüntüsünü almak istediğiniz blogu/siteyi açın ve klavyeden Shift+F2 tuşlarına basın. Ardından tarayıcının alt kısmında bir bar çıkacak. Oraya aşağıdaki komutlardan istediğimizi yazıp Enter tuşuna basıyoruz.

Not: Fullpage’ten ve chrome’dan önceki tek çizgi değil, çift çizgi

Asıl ihtiyacımız olan kod:  screenshot –fullpage

Kodu özelleştirmek istiyorsanız;

screenshot –fullpage -clipboard (Resmi Clipboard’a eklemek istiyorsanız)

screenshot –fullpage dosyaismi (Kaydedilecek dosyaya isim vermek istiyorsanız)

screenshot (Blogun/sitenin tamamını değil de sadece ekranda görünen kısmını kaydetmek istiyorsanız)

screenshot –chrome (Firefox’un UI’sini görüntülemek istiyorsanız)

Hepsi bu kadar.

Kendinize ait bir blogunuz varsa, isminizi duyurmak ve yazdığınız yazıları daha çok kişiye okutmak istiyorsanız bunun yöntemlerinden birisi de diğer bloglara, yazdığınız yazılarla misafir olmaktır. Bu sayede hem insanlar sizi tanımış olacak hem de blogunuza ziyaretçi çekmiş olacaksınız.

Fakat diğer bloglara misafir olacaksanız, blog sahibinin istediği doğrultuda yazılar yazmalısınız. Bu konuda dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var.

Misafir yazılarınız neden reddedilir?

1- Blog sahibinin yazmanızı istediği kategorilerde yazılar yazmamak

Her blog sahibinin kendi blogunda yazdığı belirli kategoriler vardır. Misafir yazıların da ya bu kategorilerle ya da kendi belirlediği başka kategoriler varsa onlarla ilgili olmasını ister.

2- Kendi reklamınızı çok fazla yapmak

Misafir yazılar sizin kendi reklamınızı yapacağınız bir şey değil. Burada amaç blog sahibinin sahip olduğu okuyucu kitlesine uygun yazılar yazmak. Hiç kimse başka bir kişinin blogunun reklamını durduk yere yapmak istemez. 🙂

3- Okuyucu kitlesine hitap edememek

Okuyucu kitlesine hitap etmek oldukça önemli. Zaten blog sahibi de misafir yazılara onay verme konusunda buna dikkat eder. Çünkü kendi kalitesini düşürmek istemez. Blog sahibinin yazdığı yazılara bakıp hangi yazıların daha çok yorum aldığını veya ilgi çektiğine bakarak ona uygun yazılar yazabilirsiniz.

4- Türkçe’yi düzgün kullanmamak

Bir başkasının blogunda yazınız yayımlanacağı için Türkçe’yi olabildiğince düzgün kullanmaya çalışın. Bu konuya ne kadar dikkat edip etmediğiniz blog sahibi tarafından mutlaka farkedilecektir. Yazım hatalarınızı en aza indirmek için TDK’nın sitesini sık sık kullanın. Ayrıca yazıyı yazdıktan sonra göndermeden önce 1-2 kez daha okuyun. Hatalarınız varsa düzeltip öyle gönderin.

5- Blog sahibinin yazdığı yazıya benzer yazı yazmak

Bu son madde için söylenecek çok fazla bir şey yok. Misafir olunacak blogun arşiv sayfasına göz atın. Aynı veya benzer bir yazı yazmamaya özen gösterin. Bazı blog sahipleri benzer yazıları yayımlamaya sıcak bakabilir fakat siz yine de farklı bir yazı yazmaya çalışın. Ne olur ne olmaz 🙂

Şunu aklınızdan çıkarmayın. Siz misafirsiniz. Blog sahibinin isteklerine uyun.

Sizce misafir yazıları başka hangi nedenlerden reddedilebilir? Bir fikriniz var mı?

 

Herkes blog yazarlığına farklı amaçlarla başlıyor. Fakat özellikle son zamanlarda açılan blogların amacı genellikle kar elde etmek. Deyim yerindeyse kimse babasının hayrına yapmıyor.

Uzun yıllar blog yazarlığı yapan kişilere baktığınızda onlar ilk başladığında para/çıkar amacı gütmeden bu işe başladılar. Zamanla bu değişti.

Ben de 4-5 yıldır blog sahibiyim. Kendi çapımda bir şeyler karalıyorum. Her blog yazarının okuyucularından beklediği şeyler muhakkak vardır. Ben ilk başladığımda öyle büyük beklentilerim filan yoktu. Sadece yazayım ve yazdıklarım okunsun istiyordum. Zaten üç beş kuruş para kazanmaya 2,5 yıl sonra başladım.

Peki ben blogumu takip edenlerden ne bekliyorum?

Yorum Yazsın

Yazılan her yazıda çok fazla emek olduğunu unutmayın. Yazıyı yazmak için internetten araştırma yapmak, yazı için resim bulmak, yazının düzenlemesini yapmak ve bunun gibi daha birkaç tane şeyi her yazı için yapıldığını düşünün. Her bir yazı için de ortalama 1 saat (yazının içeriğine ve uzunluğuna göre bu süre artıp azalabilir) harcandığını düşünün. Blog sahibi bu kadar emek verince ister istemez yazdığı yazılara da yorum yapılsın istiyor.

Retweet Etsin/Paylaşsın

Yukarıda bahsettiğim gibi yazı yazmak için çok emek harcanıyor. Bu emeğin karşılığı olarak beğendiğiniz yazıları Facebook adresinizde paylaşabilir veya Twitter’dan takip edip retweet edebilirsiniz.

Bağış Yapsın

İngilizce içerikli blogları ziyaret ettiğinizde Donate (Bağış) kelimesini büyük ihtimal görürsünüz. Burada amaç blogu ziyaret eden kişinin, blogu beğendiyse veya kendine faydalı bilgiler bulup yararlandıysa blog sahibine istediği oradan bağışta bulunmasıdır. Bu 2-3 dolardan başlayıp kişinin vermek istediği miktara göre değişir. Bağışın zorlayıcılığı yoktur. İsteyen verir. İstemeyen vermez. Zaten yapılan bağışlarla blog sahibinin köşeyi dönmesi gibi bir durum söz konusu olmaz. Oradan gelecek para, blogun büyüklüğüne göre değişmekle beraber genelde sitenin hosting domain masraflarına gider.

Bağış yaparak blog sahibine destek vermiş olursunuz. Ya da şöyle düşünün. Blog sahibine bir kahve ısmarladığınızı farzedin. Türkiye’de bağış gibi bir olay olmadığı için girdiğiniz bloglarda sürekli reklam görüyorsunuz. Bağış olayı yaygınlaşmış olsa bloglara eklenen reklamlar da azalacaktır. En azından ben reklamları azaltırdım. Bağış yapacak gücünüz yoksa, yazılara yorum yaparak ya da yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak da blog yazarını mutlu edebilirsiniz.

Bu yazdığım üç başlığın dışında daha çok madde var. Fakat bunlar benim için en önemli olanlar. Özellikle ilk iki madde. Bunları yaptığınız taktirde hem blog sahibinin gözünde değeriniz artacak hem de yardıma ihtiyacınız olduğunda blog sahibi size seve seve yardımcı olacaktır.


Blog yazarlığının zorluklarından sürekli bahsediyoruz. Bu zorluklara göğüs gerebilenlere kazandırdığı bazı şeyler de yok değil. Blogumu takip edenleriniz biliyordur. 4 yıldır blog yazarlığı yapıyorum. Bu dört sene içerisinde blog yazarlığının bana neler kazandırdığını aşağıda kısaca özetledim.

Sabırlı Olmak

Sadece blog yazarlığında değil, birçok konuda da sabırlı olmak oldukça önemli. Yaptığınız şeyin sonucunu hemen alamadığınızdan başarıya ulaşmak için beklemeniz gerekiyor. Acele etmemeyi ve sabırla beklemeyi öğrendim. Sabırlı olduktan sonra gelen başarma hissi bir başka oluyor.

Türkçe’yi Düzgün Kullanmak

Yazı yazdıkça yazma becerisi artıyor. Her ne kadar bu beceriyi okumayla da destekleyemesem de (ki bunun büyük bir eksiklik olduğunun farkındayım) yazdıkça Türkçe’ye daha çok dikkat etmeye çalışıyorum. İlk yazdığım yazıdan son yazdığım yazıya kadar eminim büyük ölçüde yol katetmişimdir. Bu konuda da en çok kullandığım ve nasıl yazılacağından emin olamadığım kelimelerin doğrusunu öğrenmemde bana en büyük desteği TDK’nın web sitesi verdi.

İletişime Önem Vermek

Her yerin kendine ait bir jargonu var. Bu internet için de geçerli. Blog yazarlığı yaparken ister istemez insanlarla muhattap olduğunuz zamanlar çok oluyor. Size soru soran veya yazdığınız yazıya yorum yazan kişilere karşı hitap şekliniz oldukça önemli. Yüz ifadeleriniz görünmediği için yazdığınız en ufak bir kelime yanlış anlamaya sebebiyet verebilir. Bu yanlış anlama da sizi karşı tarafa itici gösterebilir. Bu da izleyicilerinizin sizi takip etmekten vazgeçmesine neden olabilir. İnternet ortamı acımasızdır. İnsanlar sizi anında bırakır. Çünkü nasıl olsa onlara yardımcı olacak bir sürü kişi internette var. İletişim konusunda da başarılı olduğumu düşünüyorum.

Araştırmaya/Okumaya Teşvik Etmek

Blog yazarlığı yaparken araştırmaktan ve okumaktan başka çareniz yok. Bunu yapmadığınız taktirde bir süre sonra yazacak konu bulamama sıkıntısı çekmeye başlarsınız. Çünkü öncelikle sizin bir konuyu öğrenmeniz ve siz öğrendikten sonra karşınızdakilere öğretmeniz için yazmanız gerekiyor.

Para Kazanmak

Her ne kadar para konusu benim için pek önemli olmasa da (zaten bu yüzden 3. seneden sonra para kazanmaya başladım) ufak da olsa para kazanıyorsunuz. Ben bu kazanılan paraya emeğimin karşılığı gözüyle bakıyorum. Gerçi kazanılan para, verdiğim emeğin kıyısından köşesinden geçmez ama yazdığınız yazıyla para kazanmak da gayet keyifli bir şey. Bunun için ekstra emek harcamanıza gerek yok. Tek yapmanız gereken şey yazı yazmak. Hatta kimi zaman havadan para kazanıyormuş hissi de vermiyor değil hani. 🙂

Bilgi Seviyeni Arttırmak

Aslında en önemli madde olan bu maddeyi sona saklamak istedim. Az önce dediğim gibi yazı yazmak için araştırmanız gerekiyor. Araştırırken de öğrendiğiniz bilgilere yenilerini ekliyorsunuz. Yani her geçen gün bilgi seviyenizi arttırıyorsunuz. Yerinizde sayma gibi bir durum söz konusu değil. Tabii ki bilginizi arttırmak için blog yazarı olmanıza gerek yok. Fakat kimse durup dururken bir şeyler öğrenmeye kalkmıyor. Blog yazarlığı sizi öğrenmeye zorluyor. Fakat öğrenme işini keyifli hale getiriyor.

Blog yazarlığının size öğrettiği/kazandırdığı şeyler var mı?

Blog yazarı denince akla ilk gelen şey sadece oturup yazı yazan kişi olarak düşünülebilir. Fakat iş bununla bitmiyor maalesef. İşin teknik kısmına da el atmak gerekiyor.

Bir blog yazarının başından nelerin geçtiğini kısaca özetleyeyim.

1- Yazı yazmak için elinizde bir konu olması lazım. Blog yazarlığına ilk kez başlayan birisi başlarda konu bulmakta çok zorluk çekmez. Fakat günler, aylar hatta yıllar geçmeye başladıkça sanki yazılacak her şeyi yazmışsın ve yazacak konu kalmamış gibi hissetmeye başlarsın. Yazı yazmak için de zamanınızın bir kısmını ayırarak internette araştırma yapmanız gerekir.

2- Yazacağınız konuyu bulduktan sonra oturup yazmaya başlarsınız. Yazıyı yazmayı bitirdikten sonra da imla kuralları için bir veya iki kez daha okursunuz.

3- Yazdığınız yazıya güzel bir başlık ve yazı içerisine resim eklemeniz gerekir. Bunlar da zaman ayırmak gerekir.

4- Yazı artık hazır. Ama bunun bir de SEO kısmı var. Blog yazarı az da olsa SEO bilmelidir. Otur işin yoksa SEO öğren. Yazılarını ona göre ayarla, falan filan.

5- Blogunuz için gereken teknik bilgi kısmıyla ilgilenecek birisi yoksa el mahkum ona da el atarsınız. Blogunuzda çıkan her sorunda veya yapmayı istediğiniz değişiklikler için ayrıca araştırma ve sorun çözme süreçleriyle uğraşırsınız.

Bunların dışında aklıma gelmeyen bir sürü şey muhakkak vardır. Bir de şu bir gerçek ki yukarıda saydığım adımlardan bir veya birkaçını yapmayı unuttuğunuz zamanlar da olacaktır.

Öğrenmeye açık olmak ve sürekli olarak öğrenme sürecinin içinde olacağınızı da unutmamak lazım.

Bu adımları düşününce çok fazla zaman harcayacağınızı ortada. Bu zorlu ve uzun süreç sonunda pes eden kişiler de bir hayli fazla oluyor. Onların da yine en büyük kaybı, edindikleri çevreyi saymazsak boşa harcanan zaman oluyor.

Yukarıdaki yazdığım şeylerden sonra bana neden blog yazarlığı yaptığımı sorabilirsiniz. Bunun cevabı da ayrı bir yazı olacak kadar uzun olabilir. Fakat tek cümleyle de özetleyebilirim sanırım.

Şu anda bu yazıyı okuyor olmanızın bana verdiği keyif, bütün uğraşları unutturmaya yetiyor da artıyor bile. Yine de blog yazarlığı akıllı adamın yapacağı iş değil. Bunun adına deli cesareti de denilebilir sanırım.

Zaman zaman tartışılan konulardan birisi bu. Örneğin kişisel bloglarda teknoloji yazıları yazılmasını bazıları hoş karşılamıyor. Tabii ki burada blog yazarının ilgi alanlarının ne olduğu önemli. Kimseye şu konuda yazmalı veya yazmamalı denemez. Ben kişisel bloglarda teknoloji vb konularda yazı yazılmasına karşı değilim. Fakat benim hoşuma gitmeyen şey, kişisel blogun komple teknoloji yazılarıyla doldurması.

Blog yazarı bu dengeyi iyi kurmalı diye düşünüyorum. Yani bir kişisel blogta, kişi, kendisiyle ilgili veya kendi düşünceleri hakkındaki yazılara da yer vermeli. En azından blogu incelediğimizde o kişiyle ve onun düşünceleriyle ilgili bir şeyler öğrenebilmeliyiz.

Kişisel blog dediğimiz şey, aslında kişinin karakteriyle ilgili bizlere ipucu da veriyor. Kişisel blogun diğer bloglardan en büyük farkı, blogun takipçileriyle daha sıcak ve samimi bir ortam oluşturulabilmesi. Sanki karşılıklı konuşuyormuş hissi uyandırması.

Son zamanlarda bazı kişisel bloglarda wareze kayma durumlarının olduğunu görüyorum. Bunun nedeni büyük ihtimalle bloga gelen hiti arttırmak ve bu sayede reklamlardan para kazanmak. Hele ki bunu yapan bloglar az çok tanınan bloglardansa durum daha da vahim. Zaten kaliteli blog yazarlarının sayısı her geçen gün azalırken, isim yapmış kişilerin de wareze kayması bence hiç hoş değil. Böyle yaparak kendi kalitelerini düşürdüklerini görüyorum.

Bir de işin şu kısmı var. Zaten warez dediğimiz şeyin suç olduğu bilinmesine rağmen, bir de bu tarz paylaşımları kişisel bloglarında yaparak suça ortak olmuş oluyorlar. Vicdanlarının nasıl rahat ettiğini şahsen anlayamıyorum.

Umarım ileride, kalitesinden ödün vermeden kişisel blog yazarlığı yapan kişilerin sayısı artar ve ben de onların takipçisi olurum.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kişisel bloglarda hangi konulara yer verilmeli?

Blog yazarlığına başlamadan önce, kendi ilgi alanlarınıza ve bilgi birikiminize göre kendinize bir hedef belirlemeniz, sizi başarıya götürecek etkenlerden birisi.

Birçok kişi hedef belirlerken kendisine “Acaba insanlar hangi tarzda blogları daha çok tercih ediyor?” sorusunu soruyor. Örneğin cevabı, webmaster blogları olsun. Ardından kişinin yürüttüğü mantık şu. “Tamam işte, madem webmaster blogları tutuyor. O zaman webmaster blogu açayım. Kesin tutar.” Yeni forum açmayı düşünen kişiler de bu şekilde düşünüyor.

Hedef dediğimiz şey, insanların beğeneceği tarzda bloglar açmak değil. Önemli olan belirlediğiniz hedefi gerçekleştirebilecek bilgi birikimine sahip olmaktır. Hedeflerinizi gerçekleştirmek için gerekli bilgiye sahip değilseniz, açacağınız bloglarda hep başarısızlığa uğrayacaksınız ki bunun örneklerini görmek için forumları gezmeniz yeterli. Forumlarda “Şunu açtım, tutmadı.” , “Bunu yaptım, olmadı.” diyen bir sürü kişi var.

Açmayı istediğiniz blogun çok fazla kişi tarafından ziyaret edilmesi önemli değil. Ziyaretçilerin blogunuzda ne kadar vakit geçirdiği ve yorumlarıyla katkıda bulunduğu önemli.

Şöyle bir örnek vereyim. Bir tarafta 10 takipçi olduğunu, diğer tarafta da 1000 ziyaretçi olduğunu düşünün. İkisi arasında seçim yapacak olsanız, en iyi seçim 10 takipçiyi seçmek olacaktır. Ziyaretçileri takipçiye dönüştüremediğiniz sürece hiçbir anlam ifade etmez. Fakat takipçileriniz, blogunuzun daha aktif görünmesini sağlar. Aktif görünen bir blog da ziyaretçilerin ilgisini çeker. Bu da ziyaretçilerin takipçiye dönüşmesine yardımcı olacaktır.

Hedef belirlerken ilgi alanlarınızı gözden geçirin. Hatta mümkünse elinize bir kağıt kalem alın ve sayfayı bir çizgiyle tam ortadan ikiye ayırın. Bir tarafına ilgi alanlarınızı ve yapmayı istediğiniz hedeflerinizi, diğer tarafa da bunları gerçekleştirmek için sahip olduğunuz bilgileri yazın. Muhtemelen yapmayı istediğiniz şeylerin çok fazla ama bilgi birikiminizin çok az olduğunu göreceksiniz. Bahsettiğim şey de tam olarak bu. Bilgi olmadan belirlenen hedefin bir anlamı yok.

Bilgi birikiminizi yazdığınız kısma, hedeflerinizi başarmak için öğrenmeniz gerekenleri de ekleyin. Örneğin, hedefiniz blog açmaksa, HTML ve az da olsa CSS bilmek, birçok işinizi kendi başınıza halletmenize yardımcı olacağı için HTML ve CSS öğrenmeniz gerekiyor.

Bir önceki parağrafta verdiğim örneği, özellikle programlama öğrenmek isteyip, etrafta şu saçma soruyu soran (“Hangi programlama dilini öğreneyim?”) kişilerin uygulamasını tavsiye ederim. Hedef belirleyip, bu hedefinizi gerçekleştirmek için gerekli olan dilleri belirledikten sonra gerisi sizin öğrenme hızınıza kalıyor.

Bilgisi olmadan bir şeyleri yapmaya çalışan birçok kişinin başarısızlığa uğradığını unutmayın. Siz de onlardan biri olmak istemiyorsanız önce kendinizi geliştirin.

Sizin bir hedefiniz var mı? Varsa, hedefinizi gerçekleştirmek için gerekli olan bilgiye sahip misiniz?

Hepimiz blog yazmaya bir hevesle başlıyoruz. Her ne kadar günümüzde para kazanma odaklı bloglar açılsa da ben işin para kısmından ziyade daha manevi kısmına odaklanmayı daha doğru buluyorum.

Hevesle başladığımız blog yazarlığı, zaman içerisinde motivasyon eksikliğinden veya kendi kendimizce uydurduğumuz ve hiçbir zaman geçerliliği olmayan bahaneler üreterek ara ara yazmayı erteliyoruz.

Aslında bu bahaneleri uydurmamızın nedeni, vicdanımızın sesini bastırmaya çalışmamızdandır. Vicdanınız size blog yazmanızı söyler. Siz de bunu yapmamak için türlü taklalar atarsınız. Yani kendi kendinizi kandırmaya çalışırsınız. Fakat içten içe vicdanınız sizi yiyip bitirir. Kendinizi huzursuz hissedersiniz.

Eminim bu söylediğim şeyleri birçoğunuz yaşadınız veya yaşıyorsunuz. Blog yazarı olan kişi bu işi zevkle yapmalı. Kendini bunu yapmak için zorlamamalı. Blog yazarlığına hemen herkes kendi istediği için yazmaya başlar. Zamanla bu isteğin yerini okuyucularınız için yazma isteği alır. İşin keyfi de işte o zaman başlıyor. Maalesef birçok kişi daha bu keyifli aşamaya gelemeden sıkılıp vazgeçiyor. Başlarda “Zaten yazımı kimse okumuyor” gibi bir düşünce bir çok kişide oluyor. Buna ben de dahildim. Boşuna yazıyormuşsunuz gibi hissetmeniz gayet normal. Birkaç ay daha sabrettiğinizde amacınıza ulaşmanın verdiği o keyif çok farklı oluyor. Başarı hiçbir zaman çabuk elde edilebilen bir şey değil.

Yazdığınız yazılar beğenilmeye başlandığında moraliniz ve yazma isteğiniz artacak. Hele ki tanınmaya ve bir çevre edinmeye başladığınızda, aldığınız güzel yorumlar sizi daha da memnun edecek. Açıkçası o seviyeye geldiğinizde hafiften egonuz tavan yapabilir. Zaten bu noktada yazılarınıza atılan yorumlar, eğer belirli bir konuda bilgiliyseniz e-mail ile size sorulan sorular artacak. Kısacası bir işe yaradığınızı ve bir şeyleri başarmaya başladığınızı hissedeceksiniz. Kazanacağınız hiçbir para size bu keyfi veremez.

Bunların hepsi blog yazma isteğini tetikleyecek şeyler. Bunların hepsi maddi değil, manevi şeyler. Zaten biz mutlu olmak için manevi şeyleri ön planda tutmuyor muyuz? Aşk, sevgi, arkadaşlık, dostluk gibi…

Yukarıda yazdığım şeyleri de içine katarak benim blog yazma isteğimi tetikleyen şey, siz değerli okuyucularımsınız. Siz yazılarımı okumaya devam ettiğiniz sürece ben de elimden geldiğince yazmaya devam edeceğim. Hepinize şimdiden çok teşekkürler.

Sizin blog yazma isteğinizi tetikleyen şey nedir?

Son zamanlarda para karşılığında birilerine özgün makale yazdıranlarda bir artış var. Olaya hem özgün makale satın alan hem de özgün makale satan kişi açısından bakalım.

Özgün makale satın alan kişinin amacı tabii ki kısa yoldan para kazanmak. Para kazanmak için de emek harcamamak bu kişiler için en önemli şey. Sadece makale satın alarak para kazanılıyor mu? Hemen olmasa da bir süre sonra tanıtım, reklam vs gibi yollardan para kazanmak mümkün.

Peki buna değer mi? Benim şahsi fikrim bununla uğraşmaya değmez. Daha kolay para kazanmak varken bu yöntem bana göre sadece zaman kaybı.

Özgün makale satan kişi açısından olaya bakacak olursak durum daha da vahim. Örneğin; 400-500 kelimelik bir yazı için 1 TL’ye yazı yazan insanlar var. Burada önemli olan şey yazıyı yazarken harcanacak zaman ve emek. Sizin zamanınız ve emeğiniz 1 TL ediyorsa söylediklerimi dikkate almayın. Kopya içerikli yazılar her geçen gün artıyor. Bununla birlikte de özgün yazının önemi artıyor. İnsanlar her yerde görebilecekleri yazıları değil, hiçbir yerde göremeyecekleri yazıları okumak istiyorlar. Özgün içerikli bir yazı 1 TL’ye satanlar, en büyük haksızlığı kendilerine yapmış oluyorlar.

Şöyle düşünün. Tanesi 1 TL’den 30 yazı yazıp satsanız, yazıları alan kişi, size ödeyeceği 30 TL’yi zaten reklamlardan veya tanıtım yazılarından rahat bir şekilde çıkarabilir. Siz para kazandım diye sevinirken, o kazandığınız paradan daha fazlasını başkasına kazandırmış oluyorsunuz. Yazıları alan kişi hem sizden fazla para kazanıyor hem de bloguna özgün yazı girmiş oluyor. Kusura bakmayın ama bu açıdan bakınca makale satan kişi enayi yerine konmuş gibi oluyor. 🙂

Tabii ki işin bir de şu yönü var. Para için yazılacak özgün makale ne kadar özgün olacağı da ayrı bir konu. Para için yazılan yazı ile kendi isteğiyle yazılan yazı arasındaki fark az çok anlaşılıyor zaten.

Gördüğüm kadarıyla hem makaleyi alan memnun hem de satan memnun. Yani arz talep meselesi. Fakat makaleyi alanın çok daha memnun olduğu kesin. 🙂  

Genç blog yazarlarının ve özellikle blog yazarlığına yeni başlayacak kişiler için en önemli şey domain(alan adı) seçimidir. Hosting, yani sitenizin dosyalarını barındırdığınız firmanızı dilediğiniz zaman değiştirebilirsiniz. Fakat domain bir kez alınan bir şey ve uzun yıllar kullanacaksınız.

Yaşınız küçükse adınız ve soyadınızı taşıyan bir alan adı almanız daha iyi olur. Gençler genelde abidik gubidik, saçma sapan isimler alıyorlar.

Böyle bir alan adı alırsanız bir kaç sene sonra alan adınızı beğenmeme ihtimaliniz çok yüksek. Çünkü o yaşlarda insanın fikirleri sürekli değişiyor. O an beğendiğiniz bir şeyi bir veya iki sene sonra beğenmeyebiliyorsunuz.

Kendi ad soyadınızı taşıyan blog size her anlamda fayda sağlayacaktır. Bir nevi internet üzerindeki kartvizitiniz olarak düşünün. Hele ki adınız ve soyadınıza sahip Türkiye’de çok kişi varsa bir an önce zaman kaybetmeden alın derim. Sosyal medya dediğimiz şey bundan 10 sene sonra çok daha fazla kişi tarafından kullanılıyor olacak. Siz şimdiden yerinizi alın ve ona göre kendi yolunuzu çizin. Her zaman ileriyi düşünerek hareket etmeyi unutmayın.

Genelde çok sık gördüğüm ve yanlış yapıldığını düşündüğüm konulardan birisi de blog tanıtımının yanlış zamanda yapılması. Bununla ne demek istediğimi biraz daha ayrıntılı anlatayım.

Özellikle yeni blog açan bir kişi hemen forumlarda ve belirli yerlerde tanıtım yapmaya başlıyor. Yapılan bu tanıtımların çok işe yaramadığını düşünüyorum. Aksine avantaj değil, dezavantajı var.

Yeni açılan bloglarda içerik olarak sadece bir açılış yazıyı veya Merhaba Dünya gibi bir konu vardır. Siz, boş bir blogun tanıtımını yaptığınızda sitenizin o andaki ziyaretçi sayısında artış olacaktır. Fakat blogunuzda konu olmadığı için insanlar hemen çıkacaktır. Bu da size takipçi kazandırmaktan çok, blogunuzun hemen çıkma oranını arttırır.

Blogunuzda içerik olmadığı için gelen ziyaretçiler belki de bir daha blogunuza gelmeyecek bile. Çünkü akıllarında kalan tek şey blogunuzun boş olduğu. Yeni blog açmış kişilerin bloglarını da ziyaret ettim. Hiçbirinin blogunun ismini hatırlamıyorum.

Hepimiz yeni açtığımız bloglarda çeşitli vaatlerde bulunuyoruz. Fakat görüyoruz ki birçoğu verdiği vaatleri yerine getiremiyor. İnsanların, sırf sizin vaatlerinize bakarak “Bu blog ileride çok iyi yerlere gelecek. Şimdiden takip etmeye başlayayım.” diyeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Kimler blogunu açar açmaz tanıtım yapabilir ?

Daha önce bir blog açmış, o blogu iyi bir yere getirmiş ve kendine belirli bir çevre oluşturmuş kişiler, bloglarını açar açmaz tanıtımlarını rahatlıkla yapacaktır. Zaten onların herhangi bir kaygısı yoktur.

Şöyle düşünün. Blogunu sürekli takip ettiğiniz bir kişi, ikinci bir blog açıyor. Siz, bu kişinin ikinci blogunu da takip etmez misiniz?

Peki o zaman blog tanıtımını ne zaman yapmalıyız?

Bunun için şu kadar süre geçmesi gerekir gibi bir şey söylemek mümkün değil. Önemli olan ziyaretçilerinizi takipçiye çevirmek ve blogunuzda uzun süre vakit geçirmesini sağlamak. Bunu yapmak için de kaliteli ve özgün içerik oluşturmak gerekiyor.

Benim size tavsiyem tanıtım ile uğraşmak yerine önce hedefinizi belirleyin. Ardından blogunuzdaki içerik sayısını arttırın. Seo’ya önem verin. Tanıtım yapmaya da mümkünse blogunuz Dmoz’a eklendikten sonra başlayın. Böyle yaparsanız, tanıtım yaptığınız anda blogunuza gelecek olan kişi sayısı fazla olacağı için hem onları blogunuzda uzun süre vakit geçirmelerini sağlamış olursunuz hem de aralarından sizi takip etmeye başlayacak olan kişiler olacaktır.

Özellikle son zamanlarda, kardeşim yaşındaki gençlerin blog yazmaya hevesli olması hoşuma gidiyor. Fakat bununla birlikte de yapılan hatalar bir hayli fazla oluyor.

Birden fazla blog açıp da çoğu kez başarısız olan kişi sayısı da bir hayli fazla. Üç senelik blog yazarı olarak kendi deneyimlerimden ve yapmanız gerekenlerden bahsedeyim.

Sabırlı Olun:

Eğer blog yazmaya başladıysanız en önemli şey sabırlı olmak. Gençler bu konuda çok deneyimsiz. Bir blog açıp kısa sürede popüler olmak, herkes tarafından tanınan bir blog yazarı olmak istiyorlar. İstedikleri olmayınca blogu kapatıp başka bir blog açıyorlar. Onda da başarılı olamayınca bir başka blog. Geriye dönüp baktıklarındaysa tek görecekleri şey boşa harcadıkları zaman. Unutmayın, kimse bir gecede tanınan bir blog yazarı olmadı. Blog yazmaya ayıracak zamanınız, azminiz, isteğiniz ve en önemlisi sabrınız yoksa hiç başlamayın. Herkes her konuda başarılı olabilir diye bir şey yok, değil mi?

Hedef Belirleyin:

Hedefsiz hiçbir yere varılmaz. Nereye gideceğinizi bilemeden oradan oraya savrulup durursunuz. Genelde hedefi olmayan kişilerin yaptığı hatalardan birisi, her şeyi öğrenmeye kalkmaktır. Bu maceranın sonucu da genellikle hüsranla biter. Her şeyi aynı anda öğrenmeye kalktığı için hiçbir şeyi tam anlamıyla bilmeyen ve her şeyden azar azar bilgisi olan birisi çıkar ortaya. Hiçbir şey bilmemektense bir şeyi tam anlamıyla bilmek en iyisidir. O yüzden hedefinizi belirleyin ve sizi hedefinizden alıkoymaya çalışacak kişilere kulak asmayın.

Para Kazanmak için Blog Yazarlığı Yapmayın:

Para kazanmak tabii ki önemli. Fakat öncelikli hedefiniz, blogunuza gelen ziyaretçilerinizi, takipçiye çevirmek olmalı. Bir nevi kendi okuyucu kitlenizi oluşturun. Bu kitlenin size ileride zaten para kazandıracağını unutmayın.

Blogunuzu açar açmaz reklam alanlarını yerleştirmeyin. Böyle yapanları da gördüm. Blogunda doğru düzgün içerik yokken reklam alanlarını ekleyip, fiyatlarını belirleyen insanlar var. Boş, takipçisi olmayan siteye kim, neden reklam versin?

Araştırmacı Olun:

Son olarak bol bol araştırın ve okuyun. Blog yazarı olan kişinin en iyi dostunun Google olması gerekiyor. Google’ı kullanmasını öğrenin. Eğer aradığınız konuyu bulamadıysanız, takip ettiğiniz ve bilgisi olduğunu düşündüğünüz kişilere sorun. Size yardımcı olacaklardır. Fakat yardım isteyeceğiniz kişinin de bir insan olduğunu unutmayın. Google’dan kısa sürede bulabileceğiniz, çok basit sorularınız için yardım istemeyin. 

Bloglarımı takip eden genç blog yazarlarından birisi yazısının linki gönderip fikrimi almak istemişti. Ben de ona yaptığı hataları anlatmıştım.

Ona söylediklerime ek olarak birkaç madde daha ekleyerek kendi düşüncelerimi diğer okuyucularımla da paylaşmak istiyorum.

Başlık Seçimine Dikkat Etmeniz Gerekir:

Yazınızda kullanacağınız başlık ilgi çekici olmalı. Okuyucu, başlığı görür görmez yazınızı okumak istemeli. Fakat sakın konuyla alakalı olmayan başlıklar seçmeyin. Aldatıcı veya kişiyi yanıltan başlıklar kimse tarafından hoş karşılanmaz.

Yazınızı Yazmadan Önce Konuyla İlgili Bilgi Toplayın:

Herhangi bir konuda yazı yazacaksanız, önce araştırma yapmanız gerekiyor. Araştırma yapmadan kendi düşüncelerini yazmaya çalışan genç arkadaşların yazıları istedikleri etkiyi bulamayabilir. Bu tarz yazılar fazla amatör görünür. Yazıyı yazan kişinin konu hakkında bilgisi olmadığı genellikle hemen anlaşılır.

Türkçe’yi Düzgün Kullanın:

En sık yapılan hatalardan birisi Türkçe’yi düzgün kullanmamak. Genç blog yazarlarını bu konuda fazla uyarmak da istemiyorum aslında. Çünkü biz de onların yaşlarındayken hatalar yaptık. Yaş ilerledikçe konunun önemini insan daha iyi anlıyor. Tabii ki ne kadar erken başlarsanız eksiklerinizi o kadar çabuk kapatırsınız.

Türk Dil Kurumu’nun Yazım Kılavuzunu alın. Hiç olmazsa şu çok bilinen “orijinal(doğru)-orjinal(yanlış)” , “yalnız(doğru)-yanlız(yanlış)” gibi yanlışları yapmamış olursunuz. Kimse sizden Türkçe’yi çok süper kullanmanızı beklemiyor. Ama bazı şeylere de dikkat etmek gerekiyor.

Gereksiz Renklendirmelerden Kaçının:

Yazdığımız yazılarda zaman zaman renklendirme, kalın veya italik yazma gibi şeyler yapıyoruz. Bunda da abartıya kaçılmaması gerekiyor. Konu içerisinde önemli olduğunu düşündüğünüz ve konuyla alakalı bir kelime varsa onu kalın yapabilir veya renklendirebilirsiniz. Vurgulamak istediğiniz kelimelerin de altını çizebilirsiniz.

Madde İmleri, Numaralandırma ve Sembol Kullanın:

Anlatacağınız şeyleri maddeler halinde yazacaksanız bunların başında madde imleri, numaralandırma veya sembol kullanın. Bu tarz yazıları okuması daha kolaydır. Okuyan kişi de konuyu daha iyi anlar. Ayrıca göze de güzel görünür.

Resim Boyutlarına Dikkat Edin:

Kullandığınız resimlerin boyutlarını içeriğinize göre ayarlayın. İçerik uzunluğuna göre resim sayısını arttırıp azaltabilirsiniz. İnsanların gözüne sokacak kadar büyük resim eklemeyin.

Şimdilik bu kadar.

Blog yazarlığını bazı kişiler hobi olarak yaparken bazıları da bu işi bir kazanç kapısı olarak görüyor. Kazanç kapısı olarak görenler de para kazanabilecekleri yöntemlere yöneliyorlar.

Peki blog yazarları, bloglarına reklam almalı mı? Bu konuda da görüş ayrılığına düşenler var. Bir taraf, bloglarda reklam olmaması gerektiğini savunurken diğer bir taraf da reklamların olması gerektiğini savunuyor.

Bu durumda blog yazarları neye göre hareket etmeli ? Burada tabii ki size, blogunuza reklam almalısınız veya almamalısınız şekilde tam olarak net bir cevap veremem. Fakat blog yazarlığını kazanç kapısı olarak gördüğünüz için yapıyorsanız takipçileriniz bu durumdan pek de memnun olmayacaklardır. Çünkü bu tarz kişilerin genellikle düşündüğü tek şey paradır. Bu da üretken olmayı engeller. Özgün içerik üretmenizi engeller. Para kazanma hırsı, içinizdeki blog yazma isteğini öldürür. Blog yazma olayı bir işe veya bir zorunluluğa dönüşüyorsa, ne kendinize ne de takipçilerinize bir faydanız olur.

Eğer ki blogunuzda gerçekten kaliteli ve insanların işine yarayacak içerikler varsa takipçileriniz reklamları çok da önemsemeyecektir. Blog yazarıysanız kendinizi takipçilerinizin yerine koyun. Bir bloga girdiğiniz ve yazılar çok da iyi değil veya sizin ihtiyacınızı karşılamadı. Ayrıca içerisinde çok fazla reklam barındırıyor. Böyle bir blogu ziyaret etmek ister miydiniz?

Şu anda hangi blog olduğunu hatırlamıyorum (gerçi blogun ismini hatırlasam da burada söyleyerek karşı tarafı incitmek istemem) ama ziyaret ettiğim bloglardan birinde, kategorilere baktığımda site tanıtım yazıları yaklaşık 30 civarıydı. Diğer kategorilerdeki yazılar da 1-3 veya 5’ti. Aklınızda bir fikir oluşması için rakamları örnek olarak verdim.

Yani bloga baktığımda içerikten çok site tanıtım yazıları vardı. Sırf para kazanmak amacıyla yapılan böyle bir hareket kısa vadede para kazandırsa da uzun vadede baktığımızda her zaman kaybetmeye mahkumdur.

Reklam, blog yazarları için olmazsa olmaz bir şey. Fakat reklamlardan kazanacağınız paranın keyfine kapılarak blogunuza içerik girmemezlik etmeyin. Para sizin için her zaman yazma isteğinizi arttıran bir araç olsun. Önceliğinizi her zaman takipçileriniz verin. Unutmayın. Para kazanacaksanız bu takipçileriniz sayesinde olacak.

Bloglarınızda özgün ve kaliteli içerikler görmek dileğiyle…

Bir önceki yazımda blog yazmaktan artık çok daha fazla keyif aldığımı belirtmiştim. O yazımdan sonra, bayan takipçilerimden birisi, benim blogumu ilgiyle takip ettiğini, kendisinin de blog tuttuğunu ve bir haftadır çözemediği bir sorununun olduğunu, kullandığı hostingin de ücretsiz olduğu için teknik destek vermediklerini dile getirdi.

Facebook’taki konuşmamız sırasında, sorduğum birkaç sorudan sonra, blogumdaki yazdığım yazıları okuduğu için güven konusunda sıkıntısının olmadığını dile getirerek kullanıcı adı ve şifresini bana vererek yardımcı olmamı istedi. Ben de kendisine elimden gelen yardımı yaptım. Konuşmamızın sonunda, kendisinin ne işle uğraştığını söyledi ve umarım ben de size bir gün yardımcı olurum dedi.

Tanımadığım ve daha önce hiç konuşmadığım birinin, sırf yazılarımı okuyarak bana güvendiğini belirtmesi çok hoşuma gitti. Kimin hoşuna gitmez ki? Demek ki bu güveni, yazdığım yazılarla karşı tarafa hissettirebilmişim. Bir blog yazarı için bundan büyük mutluluk olur mu?

Benim bu olaydan bir kez daha çıkardığım ders, blog yazmaya başladıysanız hiçbir zaman vazgeçmemeniz gerekiyor. Tanımasanız da insanlara yardımcı olun. Yaptığınız yardım belki bir gün size hiç ummadığınız bir şekilde geri dönebilir.

Blog açmak ve yazmaya başlamak çok kolay. Fakat bazı bloglar konuşma dilini yazı dili olarak kullanıyorlar. Yani nasıl konuşuyorlarsa o şekilde yazıyorlar. Böyle yapılması doğru mu?. Ben doğru olmadığını düşünüyorum. Nedenlerini size açıklayayım.

Öncelikle yazı dili ile konuşma dili birbirinden farklıdır. Eğer konuşma dili ile yazacak olursak, yazım kılavuzu denen şeye ihtiyacımız olmazdı. Bu arada hemen yeri gelmişken belirteyim. Burada arkadaşlarınızla internet üzerinden yaptığınız yazışmalarınızdan bahsetmiyorum. Yazılarını, herkesin okuması için blogunda yayımlayan kişilerden bahsediyorum.

Blog yazarının okuyucu kitlesine önem vermesi gerekir. Günümüzde internet kullanım oranı artarken, internet kullanmaya başlama yaşı da bir o kadar düşüyor. Şöyle düşünün. Siz sürekli lan, aq gibi veya buna benzer daha ağır kelimeler kullanarak yazdığınız yazıları küçük çocukların okuduğunu düşünün. Ondan sonra ailelerin söylediği şey şu olur. “Bu çocuklar nereden öğreniyor bu kelimeleri?”. Yaşı küçük olan kardeşlerimizin de yazdığımız yazıları okuyacağını düşünerek biraz daha dikkat etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Ayrıca yazım hatası yapan bir sürü kişi var. Ben de olabildiğince dikkat etmeye çalışıyorum. Mesela ne yazık ki hala “orijinal” kelimesini “orjinal” yazan bir sürü kişi var. Siz, bu ve buna benzer kelimeleri yanlış yazdığınızda, yazınızı okuyan kişiler, ister istemez sizin yazdığınız gibi yazmaya başlayacak. İnternet dediğimiz şey de bu yanlışların artmasına vesile oluyor.

Size kendi yaşadığım bir olayı anlatayım. İlkokul arkadaşlarımdan birisi, bana bir mail atmıştı. Attığı mailde, yazıların hepsi küçük harfli ve hiçbir noktalama işareti kullanılmamıştı. Yazıyı anlamaya çalışmak için ortalama 10-15 dakikamı harcadım. Sonra da okumaktan vazgeçmiştim. Kendisine, başkalarına yazarken yazılarında noktalama işaretlerini kullanmasını nasihat ettim. Aslında tavsiye etmek istemiştim ama birden yanlışlıkla nasihat şeklinde yazmıştım. Hemen karşımdan aldığım yanıt şuydu. “Senden nasihat alacak değilim. Bana nasihat vermeye kalkma lütfen.” demişti. Bir de dediği şey şuydu. Noktalama işareti kullanmak huyu değilmiş. Noktalama işaretini kullanmayan bir başka arkadaşım daha vardı. O da benim huyum değil demişti. 

Bize daha ilkokulda öğretilmeye başlanan Türkçe gibi güzel bir dili, kendi kafamıza göre kullanmak doğru değil. Bizim yazı yazma amacımız kendimizi en iyi şekilde ifade etmek değil mi?. Karşımızdaki kişi ne demek istediğimizi anlasın diye noktalama işaretlerini kullanmıyor muyuz?. Türkçe öyle bir dil ki, virgülün yerini değiştirdiğinizde bütün cümlenin anlamı değişiyor.

Blog açtım, dilediğim gibi yazarım diyebilirsiniz. Bu sizin hakkınız. Kendinizi ifade ederken yaşı küçük olan kişilerin de sitenizi ziyaret edeceğini unutmayın. Siz kendinizi dilediğiniz gibi ifade ederken, başkalarına da kötü örnek olmayın. Türkiye’de yaşıyoruz. Türkçe okuyoruz. Türkçe yazıyoruz. Herkesin evinde genelde İngilizce Dil Bilgisi kitabı vardır. Peki neden kitaplığınızda Türk Dil Kurumu’nun Yazım Kılavuzu yok?. 8-10 TL vererek bir tane edinirseniz ve içerisini okursanız, bazı kelimeleri görünce “Bu kelime böyle mi yazılıyormuş” diyeceğinizden eminim.

Bu uzun yazıyı okuma sabrını gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

Siz blogunuzda, kendinizi ifade ederken yazı dilinize ve yazım kurallarına dikkat ediyor musunuz? 

Blogger’ların en büyük dertlerinden birisi, belirli bir yere kadar konu bulma konusunda sıkıntı çekmezken, bir gün aniden “Ne yazacağım?” telaşına kapılırsınız. Aslında yazacak çok şey vardır. Fakat o an konu bulamama telaşına düştüğünüzden beyniniz çok iyi çalışmaz. Deyim yerindeyse sanki beyniniz durmuş gibidir. Bir gün, iki gün, üç gün derken yazmadığınız gün sayısı artmaya başlar. Bu da haliyle moralinizi bozar. Moral bozukluğu da blogtan ve yazı yazmaktan sizi soğutmaya başlar.

Buraya kadar anlattığım şeyleri eminim siz de yaşamışsınız. Böyle durumlarda en iyi yapılması gereken şey, moralinizi yerine getirmeye çalışmaktır. Bunun da en iyi yolu gezip-tozmak veya sizi eğlendirecek bir şeyler yapmak. Hiçbir şey yapamıyorsanız bile en basitinden çıkın ve bir saat dışarıda yürüyüş yapın. Daha önceki yazılarımdan birinde, yazma işini yaparken keyif alarak yapmanız gerektiğinden bahsetmiştim. Siz keyif alamazsanız, yazdığınız yazıdan ne size, ne de ziyaretçilerinize hayır gelir.

Moralinizi yerine getirecek aktiviteleri yaptıktan sonra kendinizi biraz daha rahatlamış hissedeceksiniz. Üzerinizdeki yükü attıktan sonra konu bulma kısmında hala endişeleriniz olabilir. Sitenizde yazdığınız konuları şöyle kabaca gözden geçirin. Konu bulmakta sıkıntı çekmenizin nedeni, detayları incelemeyip olaylara yüzeysel bakmanızdır.

Sitenize yazılan yorumları okuyun. Mesela yorumlardan birinde belki birisi bir problem yaşamış olabilir. Bu problemin çözümünü sitenizde yazabilirsiniz.

Yazı yazmak için olabildiğince fazla blog ziyaret etmeniz gerekiyor. İngilizce’niz varsa yabancı siteleri ziyaret edebilirsiniz. Bu siteniz için de büyük avantaj sağlayacaktır. Haber sitelerini gezin. Bir haber okuduğunuzda “Ben bu haberden bir yazı çıkarabilir miyim?” diye düşünmelisiniz.

Mesela evinizde, kendi odanızda otururken etrafınıza, daha farklı bir gözle bakın. Kitaplığınız varsa, bir göz atın. İlginizi çekebilecek bir konu aklınıza gelebilir. Sanırım ne demek istediğimi az çok anlamışsınızdır. Uygulamaya koyduğunuzda çok da zor olmadığını göreceksiniz.

Bu konuya uygun olduğunu düşündüğüm bir örnekle yazımı bitireyim. Üniversitedeki öğretmenimize İngilizce’yi nasıl öğrenebiliriz diye sorduğumuzda şunu söylemişti. “İngilizce öğrenmek istiyorsanız, gerekirse rüyanızda bile İngilizce konuşmanız gerekiyor” demişti. Siz de yazı yazmak istiyorsanız, bunu tüm benliğinizle istemelisiniz. Kendinizi yeterince buna verirseniz, konu bulamama gibi bir derdiniz olmaz. Detaylara önem verin ve yazmayı keyif aldığınız sürece yapın…

Düzenli olarak blog yazmak, her blog sahibinin istediği ama yapamadığı bir şey. Buna neden olan çeşitli sebepler var. Biz Türkler biraz fazla aceleci ve sabırsızız. Blog yazmaya yeni başlamış kişiler, hemen popüler olmak, adlarını duyurmak ve hatta para kazanmak istiyorlar.

Bu tarz düşüncelerle blog yazmaya başlayıp, sürekli varolan blogunu kapatıp yeni blog açan, güya yeni bir başlangıç yapmaya çalışanlar var. Her seferinde de sonu hüsranla bitiyor.

Blog açmayı düşünen kişilerin önce aşağıdaki sorulara yanıt bulması gerekiyor.

  • Neden bir blog açmak olmak istiyorsunuz?
  • Blog yazmanızın nedeni ne? Keyif? Popülerlik? Para?
  • Uzun süre yazmaya yetecek kadar sabrınız var mı?

Şunu hiçbir zaman unutmamak lazım. Emek verilmeden hiçbir şey elde edilemez.

Düzenli blog yazabilmenin ilk şartı bunu yaparken keyif alabilmektir. Keyif almadığınız bir işi uzun süreli devam ettirebilmeniz mümkün değil. Amacınız popülerlik veya para kazanmak ise benim size tavsiyem yazının geri kalanını okumayla zamanınızı boşa harcamayın. Hayat kısa. O yüzden gezin, tozun ve eğlenin. Hayatın tadını çıkartın.

Blog yazarken keyif alıyorsunuz. Fakat zaman zaman konu bulamadığınızdan şikayetçisiniz. Yazının başında dediğim gibi aceleci olmayın. Belki de sizin ihtiyacınız olan şey kendinize bir plan yapmak ve ona göre hareket etmek. Kendinizi kesinlikle sıkmayın. Yazı yazmak zorundayım diye kendinizi şartlandırmayın. Kendi denediğim yöntemi size anlatayım.

Siteme ufak bir progress bar ekledim. Progress barı da sürekli görebileceğim bir yere koydum. Burada siteye, o ay içerisinde kaç yazı gireceğimi yazdım. Örneğin 10 yazdım. Aylık yazı limitini 10 olarak belirledim. Çünkü amacım kendimi sıkmak veya bunaltmak değil.

Ayda 10 yazı belki az gibi görünebilir ama bu üç günde bir yazı yazmak demek. O yüzden siz limitinizi kısa tutun. İlla 10’dan fazla yazmayacaksınız diye bir kural yok. Bu düşüncemi de sitemde bir yazıda paylaştım ve takipçilerimle bunu paylaştım.

Bunu sadece kendi kafanızda düşünüp, sitenizde yazmamazlık etmeyin. Sitenize yazdığınızda, takipçilerinize karşı bir sorumluluk duygusu hissediyorsunuz. Hani sitenize yazı yazmadığınızda içinizde oluşan o tuhaf ve rahatsız edici duygu var ya, onu takipçilerinizle de paylaşınca üzerinizdeki baskı biraz daha artıyor. Fakat insanda araştırma ve yazma isteği artıyor. Beyniniz daha hızlı çalışmaya başlıyor. Bu anlattığım yöntem bende işe yaradı.

Güncelleme: Blogunuza düzenli olarak yazı yazmak istiyorsanız, yazılarınızı toplu bir şekilde de yazabilirsiniz. Örneğin oturup yazı yazmaya başladığınızda tek bir yazı yazmak yerine, birden fazla yazmaya çalışın. Eğer 2 veya 3 tane yazıyı tek seferde yazabilirseniz, fazladan yazdığınız yazıları sonraki günlerde yayınlanacak şekilde zamanlayabilirsiniz. Aslında zor gibi görünse de bu şekilde kendinizi biraz daha rahat hissedeceksiniz. Yarın siteye hangi yazıyı girsem diye düşünmeyeceksiniz.

Üç senedir blog yazan biri olarak çok güzel geri dönüşler aldım. Size şunu çok rahat bir şekilde söyleyebilirim. İnsanlardan gelen bir teşekkür bile size öyle bir keyif veriyor ki anlatamam. Bunun pek bir izahı yok. İlk yazmaya başladığınızda da yardım ettiğiniz kişilerden teşekkür edenler muhakkak olacaktır ama benim bahsettiğim şey blog yazmaktan keyif almaya başladıktan sonra gelen o teşekkürler insana daha farklı geliyor. Hatta hiç unutmam. “Kıskandıracak güzellikte bir siteniz var. Sadece fikrimi belirtmek istedim. Başarılar dilerim.” gibi bir mail almıştım. Sırf bu tarz geri bildirimler almak için bile blog yazarı olunabilir. Ayrıca blog yazmaya başladığımdan beri de daha çok okur ve yazar oldum. Belki de bana en büyük artılarından biri de bu oldu.

Bol okuyun ve bol yazın. Beni de bloglarınızdan haberdar edin.

Polat Büyükarslan

{picture#https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN_Z4CNNFPbEmgZzgiJ9bbWRsmbAa88zC_ufwj8zqyqVowqdHIYmtV1UaXEJYsyepZnSq55aakjLww0lMN_tyyTLvo3pUUyEM7RbJBcZjkfClDYm7MEtgPE-ZDbnFQ_dCuEiHffXNSnzU882vGaO4Ms-SirBKN4Ir3OGGI-JWhE_iqT6H0f4nST8ydwWg/s100/msn-profil-avatar.png} YOUR_PROFILE_DESCRIPTION {facebook#https://www.facebook.com/polat.buyukarslan} {twitter#https://x.com/iampolat} {instagram#https://www.instagram.com/polat.buyukarslan} {linkedin#https://www.linkedin.com/in/polatbuyukarslan/} {youtube#https://www.youtube.com/@polatbuyukarslan}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
[2009-2025] - 16. Yıl