Articles by "Kişisel"

2015 8 ball pool 8x ac3 desteği ac3 desteklenmiyor adblock plus alarm modu android android cihaz kaldırma android marketten cihaz kaldırma ankastre Anti-virüs arıza bulma giderme arıza kaydı arkaplan değiştirme Asus Netbook Aşçılık atari atari oyunları atatürk avermedia tv avertv bardak bilardo bilardo oyunu bilgi kurtarma programı bir iç hata oluştu bir karafatmanın günlüğü birim etiketi Blocks teması Blocks2 teması blog yazarlığı bu resim duvar kağıdı olarak ayarlanamaz Bu ses biçimi (AC3) desteklenmiyor. Lütfen özel çözücü deneyin bugmenot casio casio cmd casio cmd 40 tv kodları casio cmd-40 casio cmd-40 kullanma kılavuzu casio cmd-40 türkçe kullanma kılavuzu ccleaner ccleaner download ccleaner türkçe cd/dvd cins köpek fiyatları cins köpekler kaç para clamav cmd 40 combofix default avatar defraggler deri kol saati disk birleştiricisi disk defrag dizi takip dizi takip android dizi takip android uygulamaları dizi takip etme sitesi dizi takip siteleri dizi takip uygulamaları dizin adı dosya adı dosya silme hatası dosyaları kurtarma downthemall duolingo duolingo android dvd yazıcı elit hizmet fatih bayhan Featured fikriye hanım firefox eklentileri firefox için eklentiler Firewall flashblock flashgot free dos free dos laptop free dos nedir full house fuller house function theme gezgin gezi gezi blogu ghostery gmail notifier GNU/Linux gogear google play store cihaz silme greasemonkey Güvenlik hafıza kartı disk korumasını kaldırma hafıza kartı disk yazma koruma hatası hafıza kartı disk yazmaya karşı korumalı nasıl kaldırılır harici harici dvd writer harici dvd yazıcı hediye hesap makinası modu holiday hero holiday hero bölüm holiday hero bölümler holiday hero görev holiday hero görevleri hoparlör html dersi html dersleri html indir html kodları iç tesisat ikinciel indir indir ccleaner ingilizce İzlediklerim izmirli gezgin izmirli gezginler j-win jackie chan jbl jbl go jbl go bluetooth jbl go bluetooth hoparlör jbl go inceleme jbl go indirim jbl go media markt jbl go yorum jbl hoparlör jnes jnes 1.0.2 jnes download jnes emulator jnes emülatörü jnes indir jwin kablosuz mouse kaspersky kaspersky 2011 kaspersky internet security kaspersky kis kaspersky security kategori güncellenmedi kis Kişisel Kitap klasör silme hatası kol saati köpek almak köpek fiyatları köpek satın almak kronometre modu kurtarma programı kurtarma yazılımı languages latife hanım logitech m305 logitech mouse mini notebook mini speakers Mo dosyaları mobil oyun mobil oyunlar modem mp3 player mustafa kemal atatürk mx player nasıl değiştirilir nes oyunları netbook Nostalji öğrenme modu özçekim özçekim çubuğu özel çözücü özgür toplum özgür yazılım pcnet pcnet dergisi philips Philips Gogear Vibe 4gb Mp3/Mp4 Player Po dosyaları Poedit Programlama recuva recuva indir recuva türkçe richard m. stallman s-602 saat ve tarihi ayarlamak saat-tarih modu salih bozok samsung samsung galaxy samsung galaxy tab 3 lite samsung galaxy tab 3 lite t113 score hero score hero bölüm score hero bölüm hilesi score hero bölümler score hero görev score hero görevleri score hero hile se-s084c searchstatus selfie selfie çubuğu seriesguide silinen dosyaları kurtarmak sm-t113 sonic ball speakers sony sony vaio sony vaio fiyatı sony vaio fiyatları Sorun & Çözüm Sosyal Medya sözdizimi splitter süresi sınırlı etkinlik swift swift teması swift theme t113 tab 3 tab 3 lite tab 3 lite t113 teknik özellikler Teknoloji temizlik termos bardak trakt trakttv türk telekom türkçe jnes emülatörü tv kartı tv kartı fiyatı usb mouse usb tv kartı uygulama içi satın alma uzaktan kumanda fonksiyonlarının kullanımı üretici firma kodu ürün inceleme ürün tanıtımı Ürün Tanıtımları vaio vaio p serisi varsayılan resim veda filmi vibe Vista volargo VPCP11S1E/B windows windows 7 windows 7 starter windows xp wireless mouse wizz rss news reader lite Wordpress XP Yazılım yeni yıl yeniyıl yılbaşı zülfü livaneli
Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Zamanların Uzaktan Kumandalı Efsanesi: Casio CMD-40

Teknoloji dünyası baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Bugün akıllı saatlerle nabız ölçüyor, bildirimleri takip ediyor, hatta sesli komutlarla evdeki ışıkları yakıyoruz. Ancak 90’ların sonu ve 2000’lerin başında kolumuzdaki "en akıllı" ve en havalı şey bambaşkaydı: Casio CMD-40!

Eğer blogumu eskiden beri takip edenlerdenseniz, 2010 yılının Mayıs ayında yazdığım Casio CMD-40 Ürün İnceleme yazısını belki hatırlarsınız. O dönemde teknoloji blogculuğunun ilk heyecanlarıyla, televizyonları, müzik setlerini ve hatta o günlerin popüler efsaneleri VCD/DVD oynatıcılarını bile kolumuzdan kontrol etmemizi sağlayan bu infrared (kızılötesi) efsaneyi detaylıca kaleme almıştım.

Fakat o yazının arkasında kalan ve yıllarca süren kişisel bir "teknolojik ukde" hikâyem var.

Biten Bir Hikaye: Kutulu Fosforlu Model ve Sattığıma Pişman Olduğum 2014 Yılı

2010 yılında, tam anlamıyla jelatini üzerinde, kutulu, sıfır ve kullanma kılavuzuna kadar eksiksiz olan o muazzam fosforlu kadranlı (luminescent) Casio CMD-40 modelini satın almıştım. Saatin infrared gözünü TV’ye doğrultup kanalları değiştirmek, ses açıp kapatmak ya da öğrenme (learning) modunu kullanarak farklı kumanda kodlarını koldaki tuşlara atamak tam bir retro haz kaynağıydı.

Ancak 2014 yılına geldiğimizde, bir anlık kararla o gözüm gibi baktığım kutulu fosforlu saati sattım.

Zaman içinde teknolojiler değişti, yeni cihazlar geldi geçti ama Casio CMD 40’ı satmış olmak içimde hep bir ukde olarak kaldı. Zaman zaman ilan sitelerinde gözüm hep CMD-40’lara kaydı, ancak temizini bulmak ya da o dönemin heyecanını yakalamak kolay değildi.

2014’teki Hatanın Telafisi: Üç Farklı Casio CMD-40

Geçtiğimiz günlerde bu yıllardır süren nostaljik hesabı kapatmaya karar verdim. Üstelik sadece eski saatimin yerini doldurmakla kalmadım. Geçen gün tam 3 farklı Casio CMD-40 modelini birden aynı anda satın alıp koleksiyonuma dahil ettim. 2014’ten beri içimi kemiren pişmanlık duygusu, kutuları açıp saatleri elime aldığım an tamamen yok oldu.

Peki Neden Hâlâ Casio CMD-40?

Bugün akıllı saatler birkaç günde bir şarj isterken, ekran güncellemeleriyle boğuşurken Casio CMD-40 bize teknolojinin daha saf, daha mekanik ve daha eğlenceli olduğu günleri hatırlatıyor:

  • Gerçek Kızılötesi (IR) Kumanda: Dahili kumanda veritabanı sayesinde Sony, Panasonic, Philips gibi devlerin TV ve ses sistemlerini doğrudan kontrol edebilme.
  • Learning (Öğrenme) Modu: Orijinal kumandayı saatin kızılötesi gözüne tutup sinyali saat üzerindeki tuşlara hafızalama yeteneği.
  • Efsanevi Tasarım: Bilekte hissettirdiği o 90'lar mühendislik estetiği, tuş takımı dizilimi ve kasanın özgün duruşu.
  • Koleksiyon Değeri: Zaman geçtikçe retro teknoloji meraklıları için gerçek bir ikon haline gelmesi.

Bir Lise Hayali ve Yüz Binlerce Okuyucu

Aslında Casio CMD-40 ile olan bağım 2010 yılındaki incelememden de eskiye, lise yıllarıma dayanıyor. O dönem sınıf arkadaşımın kolunda gördüğüm bu saat, tasarımı ve yetenekleriyle ister istemez hep gözümün takıldığı, içten içe imrendiğim bir teknoloji harikasıydı.

Seneler sonra o hayali gerçeğe dönüştürüp saati edindiğimde ise sadece kendi merakımı gidermekle kalmamıştım; saatin Türkçe kullanım kılavuzunu ve detaylı ayarlarını web siteme eklemiştim. Zaman içinde bu rehber öyle bir kaynağa dönüştü ki belki 10 binlerce, belki de yüz binlerce insan saatini ayarlayabilmek için sitemdeki kılavuzlardan faydalandı.

Bugün bile internette ya da forumlarda ne zaman Casio CMD-40’ın konusu geçse, insanların benim blogumdaki yazıları ve rehberleri bir referans olarak paylaştığını görmek bana tarif edilemez bir mutluluk veriyor.

2010'da blogumda incelerken duyduğum heyecan neyse, bugün bu 3 farklı modeli masama koyduğumda hissettiğim heyecan da tam olarak aynı.

Sizin de geçmişte sattığınız, kaybettiğiniz ya da "keşke elimde kalsaydı" dediğiniz bir retro teknoloji cihazınız var mı? Yorumlarda buluşalım!

Bir yanda dijital çağın ilk adımları, diğer yanda günümüzün taşınabilir teknolojisi... Bitpazarından yaptığım bu ilk alışverişte, hem 90’ların ruhunu taşıyan Windows 95 CD’si ve kitabı, hem de çok fonksiyonlu taşınabilir kamp lambası ve RGB ışıklı hoparlör aldım. (Videosu yazının en altında)

Pazarda dikkatimi çeken şeylerden biri, kaset ve CD’lerin fiyatları çok yüksek. İnternette 100-150 TL arasında satılan kaset için pazarda 300 TL istediler. İnternette 200-250 arası satılan CD için de 450 TL istediler. 450 TL’ye satan abiye indirim olayını sorduğumda sağ olsun 20-30 TL indirim yapabileceğini söyledi. Hakkını yememek lazım şimdi. :/ “İnternetten alınca ekstradan kargo ücreti de ödüyoruz” diye düşünenler olacaktır. Fakat toplu alımlarda o ücreti de ödemiyoruz. CD'yi satan kişi plaklara da 1000-1500 gibi fiyatlar söylemişti. Plak fiyatlarına yabancıyım. Ama plakların fiyatları da bana fazla geldi. Youtube’daki bitpazarı videolarında satıcılar, sırf videoya çekiliyorlar diye ucuzmuş gibi fiyat verme eğilimindeler sanırım. Ya da adamına göre fiyat çekiyorlar. Bende bıraktıkları hissiyat bu yönde.

Multifunctional Portable Lamp [HNB-7718-2W]

Güneş enerjisiyle şarj edilebilen, dahili bataryaya ve Powerbank özelliğine sahip, kamp ve acil durumlar için tasarlanmış çok fonksiyonlu taşınabilir bir LED el feneri/lambasıdır.

Kategori Özellik Açıklama / Değer
Model Ürün Kodu HNB-7718-2W
Gövde & Yapı Malzeme Hafif ve dayanıklı ABS plastik
Boyutlar 203 x 60 x 160 mm
Işık Kaynağı & Güç Aydınlatma Tipi 3W + 3W LED + 3 Tungsten (2W LED genel aydınlatma)
Güç & Batarya Güç Girişi 120V - 60Hz
Batarya / Akü 4.5V 24Ah kapalı tip şarj edilebilir
Şarj Yöntemleri Entegre Güneş Paneli (Solar) veya USB / Kablo
Şarj Süresi 4 - 6 saat
Ek Fonksiyon Powerbank özelliği (mobil cihazları şarj edebilme)
Çalışma Süreleri Beyaz Işık ~3 saat
Sarı Işık ~3 saat
Çift Işık (Birlikte) ~2 saat
Yan Ampuller (Tungsten) ~5 saat (3 Tungsten)
Kullanım Alanları Uygunluk Kamp, balıkçılık, doğa yürüyüşü, elektrik kesintileri ve acil durumlar
PG-G2389 Tekerlek RGB Bluetooth Speaker

G2389, araba tekerleği veya lastik biçiminde tasarlanmış, renkli RGB LED aydınlatma efektlerine sahip, taşınabilir ve kablosuz bir Bluetooth hoparlördür.
Kategori Özellik Açıklama / Değer
Model Ürün Kodu PG-G2389
Tasarım & Gövde Form Faktörü Mini araba lastiği / jant tasarımında yaratıcı gövde
Aydınlatma Işık Efektleri Müziğin ritmine ve modlara duyarlı dairesel RGB LED halkalar
Ses & Güç Çıkış Gücü ~5W ses ve subwoofer çıkış gücü
Bağlantı Seçenekleri Kablosuz Bağlantı Bluetooth (çoğunlukla BT 5.1 desteği)
Giriş Portları USB bellek girişi, TF (MicroSD) kart yuvası
Ekstra Fonksiyonlar FM Radyo, TWS (True Wireless Stereo - ikili eşleştirme)
Batarya & Güç Batarya Kapasitesi 1200 mAh dahili şarj edilebilir pil
Oynatma Süresi ~2 saat
Şarj Süresi ~3 saat
Kullanım Alanı Uygunluk Masaüstü dekoru, iç ve dış mekan kablosuz müzik dinletisi
Arabalara ilgisi olan kişilerin hoparlörün açılış sesini beğeneceğini düşünüyorum. Aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Yıllardır ADSL kullanan biriyim. 16 Mbit’in kampanyasız fiyatını ödememek için her yıl arayıp bildirdiklerinde taahhüt vererek daha ucuza internet kullanıyorum. En azından kendilerince verdikleri hizmetin(!) bedelini ödüyoruz. Müstakil evlere fiber gelmediği için 16 Mbit’ten yararlanıyorum. Bununla da en fazla 1.2Mb hızda dosya indirebiliyorum.

Daha yavruyken gelen ve 14 yıldır baktığımız köpeğimizi bugün kaybettik. Hissettiğim duyguları tarif edebilmek için kelime bulamıyorum. Cem Yılmaz’ın dediği gibi. “Little little into the middle”. Yani içimde, aklınıza gelebilecek her duygudan bir parça var.

Belki söylenecek çok söz var ama kelimeler boğazımdan dökülmeye kalkarsa göz yaşlarım durmayacakmış gibi hissediyorum. Bu yazıyı yazmaksa belki de köpek sahibi olmanın en zor yanı. Ve ben bu duyguyu ikinci kez yaşıyorum.

Yazının başlığı da bence Çelik’i anlatacak en uygun kelime. Yaşlı ama içinde genç bir köpeğin enerjisine sahipti.

Elveda İhtiyar Delikanlı. Seni de baban gibi hiçbir zaman unutmayacağız.


Geçtiğimiz yıl indir.com teknoloji bloglarına Powerbank göndermişti. Bu sene de yine teknoloji bloglarına hediye göndermeyi ihmal etmedi. Hatta göndermeden önce telefonla arayıp adres doğrulatması bile yaptılar.

Bu seferki hediye Google Cardbord. Yani Sanal Gerçeklik Gözlüğü. Sanal Gerçeklik Gözlüğü‘nün içerisine akıllı telefonunuzu yerleştiriyorsunuz ve buna uygun hazırlanmış uygulamalar veya oyunlarda size, sanki oyunun içindeymişsiniz hissi uyandırıyor.

Sanal Gerçeklik Gözlüğü Hakkındaki Düşüncelerim

Google Cardboard, 3.5” ten 5.3” e kadar olan telefonları desteklediği için bendeki Note 3, 5.7” boyutuyla ister istemez biraz dışarda kaldı. Ama ona rağmen birkaç tane uygulamayı ve oyunların bazılarını denedim. Özellikle FIBRUM’un Rollar Coaster VR uygulaması bence en iyisiydi. Sanırım görüntünün netliği ve güzelliği de bunda etkili. Anneme de Rollar Coaster’ı denettiğimde heyecanı ve verdiği tepkiler görülmeye değerdi. 😀 Özellikle Roller Coaster’ın suya girdiği an gözlüğü gözünden ışık hızıyla çıkarttı resmen. 😀

Bunu kullandıktan sonra insan bir tane Oculus Rift’im olmalı demeden edemiyor. Sanal gerçeklik gözlüğü deneyimini yaşattığı için buradan indir.com‘a teşekkürler.


Uzunca bir süre gezi blogu mu açsam yoksa kendi kişisel blogum üzerinden gezi yazılarımı yazsam mı diye düşündüm. İkisinin de kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Kişisel blogumdaki yazılarımın birbirinden çok farklı konularda olması, kararımı vermemde etkili oldu ve sonunda yeni bir blog, gezi blogu açmaya karar verdim.

Gezi blogunun ismi olabildiğince kısa ve akılda kalıcı olmalı diye düşünüyordum. Adres çubuğunda rastgele anahtar kelimeleri yazarken, Google’da “izmirli gezginler” şeklinde bir arama yapıldığını gördüm. Sitenin ismi bu şekilde ortaya çıktı.

2016’da açacağım gezi blogumun ismi —> www.izmirligezgin.com

Bütün yurtiçi ve yurtdışı gezilerimi adım adım izmirligezgin.com sitesinden okuyabileceksiniz.

Bu isim ilk başta çok komik ve çocuksu gibi geldi. Yeni nesil bilmez. mIRC kullandığımız zamanlar aklıma geldi. Hatta mIRC’ta bir süre “izmirli genc” veya buna benzer isimler kullanmıştım. Belki size komik gelebilir ama o dönem, bu ve benzeri takma isimler çok revaçtaydı. 🙂

Şu anda izmirligezgin.com sitesine girmeye çalıştığınızda kişisel bloguma yönlendirileceksiniz. Eğer ki sitenin açılışının ne zaman olduğunu öğrenmek istiyorsanız aşağıdaki sosyal medya hesaplarını takibe alıp haberdar olabilirsiniz.

Bu arada sitenin ismini nasıl buldunuz? Saygı çerçevesi içinde ve küfürsüz olan iyi veya kötü her türlü yoruma açığım.

Facebook: https://www.facebook.com/izmirligezgin/
Twitter: https://twitter.com/izmirli_gezgin
Instagram: https://www.instagram.com/izmirli_gezgin/

Uzun zamandır kendimi Fotoğrafçılık konusunda geliştirmeyi, işin detayına inmeyi, yani kısacası öğrenmeyi istiyordum. AÖF İşletme bölümünü bitirdikten sonra üçüncü üniversite olarak tercihimi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümünden yana kullandım.

Konulara kabaca göz gezdirdim. Derslere çalışmanın keyifli olacağı az çok belli. Kafamda bazı planlar var. Uzun vadede bu planlarıma katkı sağlayacağını düşündüğüm bir bölüm. Bölüme ek olarak fotoğrafçılık üzerine anlatım yapan Youtube kanallarını da takibe alacağım. Bildiğiniz ve takip ettiğiniz, önerebileceğiniz yerli veya yabancı (özellikle yabancı olsa daha iyi olur) Youtube kanalları varsa yorum olarak belirtirseniz sevinirim.


Öncelikle şunu belirteyim. Teknoloji sitelerinin avukatlığını filan yapıyor değilim. Sadece kendi düşüncelerimi belirtmek adına bu yazıyı yazıyorum. Neyse konumuza dönelim.

Ülkede ne zaman önemli bir olay olsa, birileri muhakkak çıkıp teknoloji sitelerindeki paylaşımların altlarına yorum yazıyor. Bu kişilerin tepkileri de genelde “Ülkede neler oluyor. Siz neler paylaşıyorsunuz.” şeklinde oluyor.

Bu tarz yorum yapan kişilerin duygu durumlarını gayet iyi anlıyorum. Böyle yaparak gösterdikleri tepkinin doğru olduğunu da düşünüyorlar. Fakat düşünmedikleri bir şey var. “Teknoloji siteleri paralarını bu şekilde kazanıyorlar.” Yani ülkede olan önemli olayların dışında paylaşım yapılıyor diye tepki gösterilmesi doğru değil.

Şöyle düşünün. Siz teknoloji sitelerine kendinizce akıl vermeye çalışarak, onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyorsunuz ya, onlar da size dese ki “Madem falanca filanca olaylar oluyor. Siz de yarın işe gitmeyin.” Sizin böyle bir şey yapabilme lüksünüz var mı? Yok. Ama siz bu hakkı kendinizde görüyorsunuz ve “Falanca filanca paylaşımları yapmayın.” diyerek onlara “Siz para kazanmayın. Çalışmayın.” demiş oluyorsunuz. Teknoloji sitelerinde çalışan editörler paralarını haber yazarak kazanıyorlar. Teknoloji sitelerinin yaptığı paylaşımlardan gelir elde ettiklerini, bunun bir iş olduğunu aklınızdan çıkarmazsınız umarım.

Baba sevgisinden mahrum büyüyen biri olarak 12 yaşına kadar bir babaya sahip olmanın nasıl bir duygu olduğunu kısmen de olsa bana gösterdiğin için çok mutluyum. Şimdi düşündüğümde bu yaşıma kadar neden bir babaya ihtiyaç duymadığımı daha iyi anlıyorum. Çünkü benim yanımda olduğun o 12 sene aslında bir ömre bedelmiş. Aklımın ermediği yaşlarda sana bir süre baba demişim. Başımda bir baba olmayınca farkında olmadan sana baba deme ihtiyacı hissetmişim belli ki. İyi de yapmışım. Şunu unutma ki “Baba” kelimesinden çok daha fazlasını hak ediyorsun benim gözümde. Çünkü bana hem babalık hem de dedelik yaptın. İşin iki kat zordu yani. 🙂

Ekmeğimi tahına her bandırdığımda aklıma sen geliyorsun. “Ekmeği tahına böyle bolca bandıracaksın.” derdin. Göremesen de o zamandan bu yana ekmeğimi senin yaptığın gibi tahına bolca bandırıyorum, biliyor musun? Tahını da belki de bu yüzden çok seviyorum. Seni bana her zaman hatırlattığı için…

İskambil kağıtlarını gördüğümde senin iskambil kağıtlarıyla fal baktığın zamanları hatırlıyorum. Fal açılmadığında, falın açılması için alttaki karttan bir tanesini alıp üste koyardın ve “Bir tane hakkımız var.” derdin. 🙂

En çok da kucağında oturduğum zamanları özledim. Aradan 18 yıl geçmesine rağmen o tatlı yanaklarının yanaklarımda bıraktığı o duyguyu hiçbir zaman unutmadım. Nasıl unutabilirim ki o şeker gibi yanaklarını? Sakallarını yeni kestiğin zamanki o pürüzsüz halini o zamanlar sevmiyordum belki ama sakalların çok az uzadıktan sonraki o tırtırlı haline yanaklarımı sürtmeyi çok seviyordum. Keşke şu an hayatta olsaydın. Yanaklarının o pürüzsüz haline bile razıyım şimdi, biliyor musun? Bana dünyaları verseler o yaşadığım duyguya değişmem.

Keşke yaşıyor olsaydın ve bunları senin yüzüne söyleyebilseydim. Yine de yüzüne söyleyemesem de benim ne hissettiğimi anlayabileceğini biliyorum.

İleride birgün baba olacak olursam eğer senin gibi bir baba olmak istiyorum. Çünkü kızlarının, yani teyzelerimin seni ne kadar çok sevdiğini biliyorum ve görüyorum. Hayatıma kattığın o 12 yıl benim şu yaşıma kadar yaşadığım en iyi yıllarımdı.

Bu yazıyı yazarken bile gözlerim doldu hep. Hıçkıra hıçkıra ağlamamak için zor tuttum kendimi. Göz yaşlarımı sile sile, boğazım düğümlene düğümlene yazdım bu yazıyı.

Sana minnettarım. İyi ki hayatımdaydın. Her zaman hatırlanacaksın. Huzur içinde uyu babacım/dedecim…


Bu zamana kadar yaptığım en büyük temizliği geçtiğimiz birkaç gün içinde yaptım. Malum 56K’dan gelen bir nesil olduğumuz için -internetin yavaşlığından- bazı şeyleri CD/DVD’lere arşivleme olayı o zamanlardan başladı.

2002 yılından itibaren başladığım arşivleme alışkanlığım yüzünden -arşivleme dediysem öyle abartılacak bir şey değil aslında, şu işime yarayabilir, bu da işime yarayabilir dediğim şeyleri sürekli CD/DVD’lere yazmışlığımdan bahsediyorum- çoğunluğu DVD’lerin oluşturduğu çok fazla şey birikti o zamanlardan bu yana.

“Bir ara temizlerim.” cümlesini çok fazla kullana kullana 2015’e kadar geldik. İçten içe de temizlik yapmadığım için insan içinde bir huzursuzluk hissediyor. DVD’lerin sayısı da arttıkça temizlemeye daha çok üşenir olmuştum. Gerçi çok uzun zamandır DVD’ye arşiv yapmayı bırakmıştım. Zaten artık DVD kullanan mı kaldı 😀

Birkaç gün önce “Hadi başla artık şu temizliğe.” diyerek verdim gazı, verdim gazı. 😀 Sonuç? Yukarıda gördüğünüz resimde TAM 482 ADET CD/DVD çöpe gitti. Hayır, yazım hatası filan yok. Gördüğünüz sayı doğru. 😀 Elimdeki DVD’lerin sanırım %95’lik kısmı çöpe gitti. Hepsini tek tek makasla kestim. Hatta DVD’lerin bulunduğu bir tane 100’lük eski DVD çantası da onlarla beraber gitti. Benim hissettiğim rahatlıksa tarif edilemez. Üstümden yük kalktı resmen.

Aynı temizliği harici disklerim için de yapmaya başladım. Onların da çoğunluğunu temizledim diyebilirim. Yer olarak fazla alan açılmamış olsa da klasörleme olayını büyük ölçüde hallettim. O kadar ki harici disklerimde aradığım dosyayı bulamayıp arama kısmını kullanıyordum.

Televizyonlarda yaşlıların biriktirerek oluşturdukları çöp ev neyse benim harici disklerim de öyleydi. Varın gerisini siz düşünün. 😀

Bu yazı, daha düzenli kullanmam için bana bir nevi uyarı ve yıllar sonra okuyabileceğim bir anı olsun diye yazıldı. Kendimde sevmediğim bazı özellikleri değiştirmeye çalışıyorum. Bu da onlardan biriydi.

Buraya kadar okuyabilme sabrını gösterdiyseniz teşekkürler. Bu kadar gevezelik yeter. 😀

2014 yılından beri Samsung Galaxy Note 3 kullanıyorum. Android dünyasını yakından takip edenler bilirler. Android Lollipop 5.0 güncellemesi birçok telefona geldi. Bazı markalar elini çabuk tuttu. Samsung bu konuda maalesef sınıfta kaldı.

Samsung muhtemelen gereğinden fazla telefon çıkarmayla zaman harcadığı için (yanlış hatırlamıyorsam sırf geçtiğimiz sene 60 civarı yeni telefon çıkartmıştı) Android Lollipop 5.0 güncellemesi konusunda resmen sınıfta kaldı.

Güncelleme ile ilgili haberler birkaç aydır sürekli ha çıktı ha çıkacak dendi durdu. En son Note 3 güncellemesi Rusya ve onunla birlikte birkaç ülkede de çıkınca Türkiye’ye güncellemenin kısa sürede geleceği düşüncesini birçok kişide oluşturdu. Bunun nedeni de Note 3 Rusya Rom’unun Türkiye’deki telefonlarla aynı özelliklere sahip olması. Yani dileyen kişiler Rusya Rom’unu telefonlarına kurabiliyor. Kurabiliyor da Rusya Rom’u kuruluyken telefonunuz bozulursa telefon garanti kapsamından çıkıyor.

Birçok ülkede Note 3 kullanıcıları Android Lollipop 5.0‘ın keyfini sürerken biz her konuda olduğu gibi bu konuda da geriden takip etme alışkanlığımızı devam ettiriyoruz. Note 3 kullanıcıları haklı olarak Samsung Türkiye’ye de Note 3’e güncellemenin ne zaman geleceğiyle ilgili sürekli soru soruyorlar. Fakat Samsung Türkiye bile bunun cevabını bilmiyor sanırım. Çünkü herkese aynı cevabı kopyala yapıştır yapıp duruyorlar.

Samsung’a herhangi bir lafım yok fakat Samsung Türkiye benim gözümde bu konuda sınıfta kaldı. Resmen Samsung’tan soğudum. İlerleyen zamanlarda telefon değiştirecek olursam kesinlikle ama kesinlikle Samsung telefon almayı düşünmüyorum…

Gelişen teknoloji yüzünden günümüzde, özellikle büyük kesimlerde, her ne kadar çok fazla bisiklete binen çocuk göremesek de (ben pek görmedim) her çocuk için bisikletin ayrı bir anlamı, hikayesi vardır. Özellikle benim yaşıtlarım veya benden büyükler bunu daha iyi anlayabilir. Bugün ben size kendi bisiklet hikayemi anlatmak istiyorum.

Resimde gördüğünüz bisiklet benim ilk bisikletim. Bu bisikletten önce bende derin izler bırakan ve bisiklet dendiğinde Antalya’da yaşadığım olay aklıma gelir. Manavgat’ta sürdüğümüz bir bisiklet vardı. Hatta o bisiklete üç kişi aynı anda biniyorduk. Hatta aracın biri bize neredeyse çarpıyordu. Şoförün şu sözünü hiç unutmuyorum. Şoför bize sinirlendi ve “Bir bisiklete üç kişi binilir mi?” diye bağırıp sinirlenmişti. O bindiğim bisikleti İzmir’e dönerken götürmek istemiştim. Bunda ısrarcı olduğumu da hatırlıyorum. Babam da İzmir’e göndereceğini söylemişti. Ben İzmir’e döndüğümde o bisikleti beklemeye başladım. Babam o bisikleti hiç göndermedi. Yanlış hatırlamıyorsam daha sonradan bisikletin bozulduğuyla ilgili bir şeyler söylenmişti. Aslında burada önemli olan bisikletin neden gönderilmediği değil. Asıl önemli olan, küçük bir çocuğa “Bisikleti göndereceğim” diyerek umut verip bisikleti göndermemek.

Resimdeki çocuğun yüzündeki mutluluğa dikkat edin. Bu mutluluğun kaynağı, babasının söz verdiği ama göndermediği, bisiklet yolu bekleyen çocuğunu sevindiren annesidir. Belki de hayatımda aldığım en güzel hediyedir bu. Çünkü bir anlamı ve sonu mutlu biten bir hikayesi var. Hatta bu bisikleti çift teker sürebilmeyi bilmiyordum. Yan komşumuzun oğlunun bisikleti çok küçüktü ama iki tekerdi. Önce o bisiklette, kapımızın önünde bisikletin sığacağı kadar olan küçük alanda sürekli düşe kalka öğrendim. Sonra kendi bisikletime binebildim.

Sadece düşünün. Aradan yıllar geçtikten sonra babanızla görüşüyorsunuz ve sonraki eşinden olan çocuklarının bisikletinin olduğunu görüyorsunuz ve hatta bisikletle ilgili size bir iki şey anlatılıyor. Siz böyle bir durumda ne yapardınız? Ne düşünürdünüz?… O anlatırken yüzünde, yaptığı hatayla ilgili herhangi bir utanç ifadesi de yoktu. Gayet normal bir şekilde anlatıyordu. Sanki ben böyle bir olayı hiç yaşamamışım, o da böyle bir şeyi hiç yapmamış gibi. İşte o an karşınızdaki kişinin gözünde, aslında ne kadar değersiz olduğunuzu görüyorsunuz. Anneme, benim için yaptıklarından dolayı ona ne kadar teşekkür etsem azdır. İyi ki varsın annelerin gülü.

Benim bisiklet hikayem böyle. Peki ya sizinki nasıl?

 

reklam-tanitim-hakkinda

Son zamanlarda “Blogunda x konusuyla ilgili içerik yayımlar mısın?” şeklinde maille soranlar oluyor. Herkese tek tek yanıt vermektense bu konuyla ilgili düşüncelerimi bir yazı altında belirtmek istedim.

Bloglarıma bakarsanız ( polatbuyukarslan.com ve sistemlinux.org ) genelde belirli bir amacı olan ve ona göre içerik ürettiğim bloglar bunlar. Linux blogumun konusu zaten adı üstünde Linux ile ilgili konular. Kişisel blogumdaysa canım hangi konuda yazmak isterse onu yazıyorum. Tabii ki bunu yaparken belirli sınırlar içerisinde kalmaya çalışıyorum ve blogumu genel blog havasına sokmak istemiyorum. Sadece yazarken keyif aldığım yazıları okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Kişisel blogumda daha önce ücretli tanıtım yazısı yayımlama gibi bir hata yaptım. Aslında bu kararı bile çok zor almıştım. Yayımlasam mı yayımlamasam mı diye çok düşünmüştüm. Şimdiki aklım olsa o yazıları yayımlamazdım.

Uzun bir süredir blogumda ücretli/ücretsiz tanıtım yazısı yayımlamıyorum. Bu tarz yazıların, blogumu çöplüğe dönüştürdüğünü düşünüyorum. Blogum kişisel bir blog olmasaydı tanıtım yazılarına “Hayır” demeyebilirdim. Önceden blogumda yayımladığım reklam amaçlı tanıtım yazılarını da belirli bir süre sonra (her ne kadar ödenen ücret çok az da olsa onları mağdur etmemek adına) blogumdan sileceğim.

Bunlara ek olarak Android’te uygulama hazırlamış ve hazırladıkları uygulamaların tanıtımlarını yapmamı isteyen kişiler de oluyor. Android uygulamalarıyla ilgili yazı yazarken, yazdığım diğer birçok yazı gibi kendi düşüncelerim neyse onu yazıyorum. Yani burada amacım uygulamaların reklamlarını yapmak değil. Yalnızca beğendiğim ve paylaşmayı istediğim uygulamaların yazısını yazıyorum. O yüzden lütfen hazırladığınız uygulamaların tanıtımını yapmamı beklemeyin benden. Çok kesin konuşmamak lazım aslında ama uygulama tanıtımı konusunda da genelde yabancıların yaptığı uygulamaları tanıtmaya değer buluyorum.

Bloguma girildiğinde sadece insanların ilgisini çekebilecek, onların problemlerine/sorunlarına çözümler bulabilecekleri, ayrıca beni ve düşüncelerimi yansıtacak yazıların bulunduğu bir blog olsun istiyorum.

Yukarıda anlattığım nedenler yüzünden, yazı yayımlamamı isyteyen kişilere olumsuz geri dönüşler yapmak zorunda kalıyorum. Kimse kusura bakmasın ve olayı kişisel olarak algılamasın. İstekte bulunanların anlayışla karşılayacağını umuyorum…


İndir.Com‘un kardeş sitesi İkinciel.com’dan, soğuğu iliğimize kadar hissettiğimiz şu günlerde bloggerlara, onları memnun edecek bir hediye gönderdi. Bundan böyle içmekten keyif aldığım Sütlü Köpüklü Nescafe 3’ü 1 aradalar termos bardak sayesinde sıcaklığını koruyacak.

İkinciel.com‘a bu ince davranışı için teşekkür ederim. Kendilerinden haberdar olmamı sağlayan İndir.Com‘a da ayrıca teşekkürler.

Nedenini pek bilemediğim, fakat uzun zamandır işaret diline karşı içimde “İşaret dilini bilmem gerek.” gibi bir düşünce var. Sanırım kendimi bu konuda biraz sorumlu hissediyorum.

Şu yaşıma kadar çevremde sadece 3-4 kez (otobüslerde ve daha önce çalıştığım otelde) işaret dilini kullanan kişileri görsem de kendimi onların yerine koyduğumda, hayatlarının benim hayal edebileceğimden çok daha zor olduğunu tahmin edebiliyorum. Bu yüzden az da olsa bir şeyler bilmek ve deyim yerindeyse kendimi ifade edebilecek kadar bilmem gerek diye düşünüyorum. Bu aslında birçoğumuz için geçerli bir durum. İçinde yaşadığımız bu hayat sadece bizler için değil.

Yazının konusuna gelecek olursak, yine işaret diline olan ilgimin depreştiği sıralarda Mesut Yazıcı’nın Youtube hesabına denk geldim. Videoları ciddi şekilde bağımlılık yapıcı ve izlerken “İşaret dili aslında o kadar da zor değilmiş.” dedirten ender insanlardan. Bu yüzden de bir anda kendimi saatlerce videolarını izlerken buldum.

Zaman zaman videolarını açıp video kliplerini izleyip işaret dilini ufak ufak öğrenmeye çalışıyorum. Yüz mimiklerini o kadar güzel kullanıyor ki, bunun da insanların işaret diline olan ilgisini arttırmaya neden olduğunu düşünüyorum. Zaten kendisi de işaret dilinin %90’ının mimikler, %10’unun da işaretler olduğunu söylemişti bir videosunda.

Sizlere daha önce 2012 yılında Okan Bayülgen’le ilgili yazdığım şu sayfadaki yazıda da Okan Bayülgen’in işaret diline verdiği önemden bahsetmiştim. Mesut Yazıcı’nın yaptığı videolardan öğrendiğim birkaç kelime sayesinde şimdilerde Okan Bayülgen’in programını izlerken, programdan ziyade işaret dili tercümanlığı yapan Neslihan Kurt’u izliyorum diyebilirim. 😀

Mesut Yazıcı bu yazıyı okuyacak olursa kendisinden bir isteğim var. Mirkelam’ın en sevdiğim parçası ve benim için ayrı bir yeri olan “Hatıralar” parçasına klip çekerse çok sevinirim.

Mesut Yazıcı’nın sevdiğim videolarından iki tanesini yazının altına ekliyorum. İşaret dilini sevdiren adamı merak edenler izleyebilirler.


Bu yılın ilk hediyesi İndir.Com‘dan geldi. Yılbaşından önce, İndir.Com‘dan Münevver Hanım iletişim bilgilerimi istediğini ve yılbaşı promosyonu göndereceklerini söylemişti. Bardak filan gönderirler diye düşündüğümden kendilerine olumlu ya da olumsuz geri dönüş yapmadım. Bu arada bardak vs gibi basit şeyler gönderen firmaları küçümsemiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Sadece işime çok fazla yaramayacak şeylerin gönderilmesi, hem karşı tarafın zamanını çalmak hem de müsriflik olarak gördüğüm için ilgi göstermedim.

Ardından birkaç gün önce Hasan Yaşar Bey, Facebook’tan arkadaşlık isteği gönderdi. Kendisi de özelden mesaj atınca bilgileri kendisine verdim.

Açıkçası ne yalan söyleyeyim böyle bir hediye beklemiyordum. Firmaların blog yazarlarını düşünerek hediyeler göndermesi zaten güzel bir olayken, akıllı telefon kullanımının çok fazla olduğu bir dönemde, zaten almayı planladığım ve ihtiyaç olan böyle bir ürünü göndermeleri ilaç gibi geldi.

Yanımdan, çantamdan ayırmayacağım ve severek kullanacağım bu cihazı gönderen başta Hasan Yaşar Bey olmak üzere tüm İndir.Com çalışanlarına teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim.


İyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Her sene kalabalık olarak geçirdiğim yılbaşı akşamları beni sıkmaya başladığı için bir değişiklik olsun istedim ve bu yılbaşında yalnız vakit geçirmeye karar verdim. Ayrıca herkese mesaj atarak yeni yıllarını kutlamaktansa bu sefer bir videoyla kutlayayım dedim. Videoyu izleyen/izlemeyen, beni seven/sevmeyen herkesin yeni yılı kutlu olsun.

Yeni yıldan öyle çok ahım şahım bir beklentim yok. Sadece beni mutsuz edecek insanlar benden uzak olsun yeter. Gerisini ben hallederim.

Değer verdiğiniz insanlarla aranız bozulduğunda veya birinden ayrıldığınızda, bazen mantığınız size aksini söylese de siz o kişilerle ilgili hatıraları (bunlar fotoğraf, yazılar/e-mailler, müzikler, videolar, konuşma kayıtları vs.) silmek zor gelir. Sanki silerseniz her şey temelli bitecekmiş gibi gelir. Hayata tutunmak için bir amacınız kalmayacakmış gibi de gelebilir. Belki de bilinç altında farkında olmadan “Ya her şey düzelirse” düşüncesi yattığından dolayı da böyle yapıyor olabiliriz.

Fakat böyle davranmak aslında insana mutluluktan ziyade mutsuzluk getirir. Bazen bırakmak gerekir. Çünkü bırakmadığınızda ya da bırakamadığınızda sanki hala sizin hayatınızın bir parçasıymış gibi hissetmeye devam edersiniz.

Bu yüzden yeni yıla sayılı günler kalmışken, ben de bu söylediklerimi uygulamaya karar verdim. Bu yazı yayınlandıktan sonra beni geçmişe bağlayan, geçmişi hatırlamamı sağlayan ve hatırladığımda beni huzursuz/mutsuz eden her şeyi hard disklerimden bulup (çok düzenli klasörleme yapmadığım için hard disklerimin ve mail kutumun (muhtemelen binlerce mail birikmiştir yine.) içi çöplük gibi :/ zaman alacak belli ki) silmeye karar verdim. Geçmişi ve yaşanmışlıkları arkamda bırakıp yeni yıla, yeni bir başlangıç yaparak girmek istiyorum.

Şu bir gerçek ki sizin canınızı en çok acıtan kişiler, hep en çok değer verdikleriniz ve sevdiklerinizdir. Fakat sizi gerçekten sevselerdi, sizin canınızı acıtmak isterler miydi?! Sizi mutlu etmek isteyen, her zaman yanınızda olmak isteyen insanları hiç bırakmayın. Gitmek isteyen kendine bir bahane her zaman bulur. Siz, hak edenler ve ne olursa olsun sizin yanınızda olmak isteyenlere değer verin. Tabii ki üzülen siz olmak istemiyorsanız…

Ben 1 yaşındayken annem ve babam ayrılmışlar. Babam beni yıllarca ne aradı ne de sordu. Ben 15-16 yaşlarına geldiğimde beni aramaya başladı. Fakat o zaman da ben onunla görüşmek istemedim. O zamanki aklımla “Bu zamana kadar beni aramadı. Bundan sonra beni aramasının ne anlamı var ki?” gibisinden düşüncelere sahiptim. Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyeyim. O yaşlara gelene kadar ne annem ne de akrabalarım, babam hakkında tek kötü laf etmediler. Annem, özellikle yakın çevremdeki akrabalarımı bu konuda uyarmış. Belirli bir yaştan sonra ben artık sormaya başladığım için onlar ondan sonra bana olan bitenleri anlatmaya başladılar.

Şöyle bir düşünüyorum da geçmişe dönüp baktığımda hiçbir zaman bir babanın yokluğunu hissetmedim. Hani Türk filmlerinde babası olmayan çocuklar gibi bir halim yoktu. Sanki babamın yanımda olmayışı çok normalmiş gibi geliyordu. Hatta onunla doğru düzgün hiçbir şey paylaşmadığım için çoğu zaman, hatta hiç aklıma bile gelmiyordu. Anneme ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim için hem anne hem de baba olmuş ben farkında olmadan. Ben büyürken yanımda bir baba figürü olmadığı için ve ev içerisinde dedeme herkes baba dediği için ben de dedeme bir süre baba demişim. 🙂 Ben o yılları hatırlamıyorum gerçi. Dedem benim için Türk sinemasının Hulusi Kentmen’i gibiydi. Benim hem dedem hem de manevi babamdır. Nur içinde yat dedem…

Şimdi bana sorsanız “Baba” kelimesi senin için ne ifade ediyor diye. Size bir cevap veremem. Çünkü bu kelimenin benim için bir anlamı yok. Aklımda hiçbir şey canlanmıyor. “Anne” dendiğinde hissettiğim o duyguyu “Baba” kelimesini duyduğumda hissetmiyorum. Nötr’üm yani. Ne iyi ne kötü hiçbir duygu yok içimde. Kısacası içimde hissetmem gereken ama hissetmediğim boş bir yer var içimde. Bu durumdan mutsuz falan da değilim. Sadece insan hissetmediği bir şey için bir yorumda bulunamıyor.

Aranızda bu yazıyı okuyanların çoğu babasıyla birlikte büyümüştür. Size nasıl benim bu anlattıklarım anlamsız geliyorsa, sizin babanıza karşı hissettiğiniz duygular da bana aynı şekilde anlamsız geliyor.

Babamın beni arayıp sormama nedenini hiç sormadım. Bir araya geldiğimizde kendisi bazı şeyleri anlattı zaten. Gezip tozmak, eğlenmek daha cazip geldiği için beni arayıp sormadığı belli. Annem “Babana her zaman seninle görüşmesini, arayıp sormasını, ilgilenmesini söylemiş olmama rağmen babana neden arayıp sormadığını sormuyorsun? Sormaya hakkın var.” demişti. Ben de anneme şu yanıtı vermiştim. “Babama, beni neden aramadığıyla ilgili hesap sorsam bana ne cevap verebilir ki? Vereceği yanıt ne olursa olsun hiçbir yanıt beni tatmin etmeyecek.” Yaklaşık 15 sene gibi bir süre için yapılacak hiçbir açıklamanın benim gözümde bir değeri yok.

Benim kendi adıma aldığım ders, ileride olur da kendi çocuğum olursa benim yaşadıklarımı kendi çocuğuma yaşatmamak. Eğer çocuğum olursa, her ne kadar sağlıklı olması daha önemli olsa da yine de bir erkek çocuğum olsun isterim. Bunu istememdeki neden, çocuğumun bana karşı hissedeceği duyguyu, davranışı, sevgiyi görmek. En azından çocuğumu görerek “Demek ki babayla birlikte büyüyünce böyle oluyormuş.” diyebilirim sanırım. Bir nevi empati yapıp kendimi çocuğumun yerine koyabilirim. Belki içimdeki o boşluk bu şekilde az da olsa dolabilir. Bilemiyorum.

Bu yazıyı, içimdekileri biraz olsun dökmek ve beni daha yakından tanımak isteyenler için yazdım. Bu kadar özelini paylaşmaya ne gerek vardı diye düşünenler olabilir. Sonuçta bunlar benim duygularım ve yaşanan olaylar da geçmişte kalmış olaylar. Bu yüzden paylaşmakta bir sakınca görmüyorum.

Haddim var mı yok mu bilemiyorum. Fakat bu yazıyı okuyan babalar umarım kendi çocuklarıyla aralarındaki bağı kuvvetlendirirler ve benim yaşadıklarımı kendi çocuklarına yaşatmazlar. Çünkü neresinden bakarsanız bakın. Babası hayattayken babasız büyümeyi hiçbir çocuk istemez…

Polat Büyükarslan

{picture#https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiN_Z4CNNFPbEmgZzgiJ9bbWRsmbAa88zC_ufwj8zqyqVowqdHIYmtV1UaXEJYsyepZnSq55aakjLww0lMN_tyyTLvo3pUUyEM7RbJBcZjkfClDYm7MEtgPE-ZDbnFQ_dCuEiHffXNSnzU882vGaO4Ms-SirBKN4Ir3OGGI-JWhE_iqT6H0f4nST8ydwWg/s100/msn-profil-avatar.png} YOUR_PROFILE_DESCRIPTION {facebook#https://www.facebook.com/polat.buyukarslan} {twitter#https://x.com/iampolat} {instagram#https://www.instagram.com/polat.buyukarslan} {linkedin#https://www.linkedin.com/in/polatbuyukarslan/} {youtube#https://www.youtube.com/@polatbuyukarslan}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
[2009-2025] - 16. Yıl